Kader Denilen Bu Olsa Gerek

Hep düşünmüşümdür, eğer ki biz insanlar; akıllı, iradeli varlıklar olarak yaratıldıysak, neden bir "kader" olgusu da bunun yanında yer almaktadır? Seçimlerimiz ile kendi yolumuzu mu buluyoruz, yoksa zaten o yolda ilerleyeceğimiz için mi o seçimi yapıyoruz? O yolda ilerleyeceğimiz önceden belirlenmişse, aklımız ve irademiz niye var? Yapacaklarımız tamamen kesinse, bu dünyada nasıl sınanıyoruz? Yaptıklarımıza göre ödüllendirileceğimiz veya cezalandırılacağımız, Cennet ve Cehennem niye var? Günah ve sevap niye var? Öbür dünyada "Bunu niye yaptın?" diye sorulduğunda, "E kaderimi böyle yazmışsınız yapabileceğim başka bir şey yoktu." diye cevap verebilmemiz mantıklı değil mi o zaman? Bu tip sorular çoğaltılabilir. Derinleştirilebilir. Sadece dini olarak değil, dünyanın veya evrenin sistemine dair de aklımızın ve beynimizin al(a)mayacağı sayısız ve sonsuz düşüncelere kapılabiliriz, hepsini sorgulamaya çalışabiliriz. Ama ne yazık ki pek çok şeye ne bilgimiz ne de aklımızın algısı yeterli olabilir.

Ben "kader" denilen kavramı, farklı bir boyutta ele alıyorum. Aslına bakarsanız bu düşünce yıllar evvel Kelebek Etkisi filmini izlememle birlikte şekillenmişti. Kaos Teorisi'nin açıkladığı yapıya ve sisteme kesinlikle katılmaktayım ve evrenin bu şekilde bir matematiği olduğuna inanıyorum. İşte bu matematik ve sistem, benim "kader" olarak adlandırdığım / inandığım olgudur. Yani şöyle: Aklımız ve irademiz sayesinde bir takım seçimlerde bulunarak kendi yolumuzu çiziyoruz, fakat bizim dışımızda gelişen kimi olaylar bize etki edebiliyor ve çizgimizi değiştirebiliyor. Kontrolümüz dışında gelişip bizi etkileyen bu olaylar da kader kavramının içini dolduruyor.

The Curious Case of Benjamin Button filminde güzel bir sahne vardı, hatta bence filmin en güzel sahnesiydi, izleyenler bilir. Kız (Daisy) balerindir, bir gün kaza geçirir ve artık dans edemeyecektir. Bu olayın gelişimini öyle güzel anlatıyor ki film, büyülendim desem yeridir. Bakın o kısmı filmdeki cümlelerle aktarayım sizlere:

Bazen çarpışma noktasındayızdır ama farkına varmayız. Tesadüfen ya da bilerek ayarlanmış da olsa bu konuda yapabileceğimiz bir şey yoktur.

Paris'te bir kadın alışverişe gidiyordu. Ama mantosunu unuttuğu için onu almak üzere geri döndü. Mantosunu aldığında telefon çaldı, durup açtı ve birkaç dakika konuştu. Kadın telefonda konuşurken Daisy, Paris Opera binasında gösteri için prova yapıyordu. O prova yaparken kadın telefonu kapatıp dışarı çıkarak taksiye bindi.

Önceki müşterisini bırakan taksi şoförü bir fincan kahve içmek için mola vermişti. Bütün bunlar Daisy prova yaparken oldu. Önceki müşterisini bıraktıktan sonra kahve molası veren taksi şoförü şimdi bir önceki taksiyi kaçıran alışverişe giden kadını almıştı.

Taksi, saatini kurmayı unuttuğu için işe gitmek üzere evden her zamankinden 5 dakika geç çıkan adam karşıdan karşıya geçtiği için durmak zorunda kaldı. İşe geç kalan adam karşıdan karşıya geçerken Daisy provayı bitirip duşa girmişti.

Daisy duş alırken, taksi de kadını tezgahtar kızın erkek arkadaşından ayrıldığı için hazırlamayı unuttuğu paketi almak için girdiği butiğin önünde bekliyordu. Paket hazır olduğunda, taksiye dönen kadının önüne bir kamyon çıkmıştı. Bu sırada Daisy giyiniyordu. Kamyon yoldan çekildiğinde taksi harekete geçti. Bu sırada Daisy giyinmiş, ayakkabısının bağı çözülen bir arkadaşını bekliyordu. Taksi trafik ışığında durduğunda Daisy ve arkadaşı tiyatronun arka kapısından çıktı...

Sadece bir şey farklı olsaydı, o ayakkabı bağı çözülmeseydi, o kamyon daha önce geçseydi, ya da o paket hazır olsaydı çünkü kız erkek arkadaşından ayrılmamış olsaydı, ya da o adam saatini kurup beş dakika önce kalksaydı, ya da o taksi şoförü kahve molası vermeseydi, ya da kadın mantosunu unutmasaydı, ve bir önceki taksiye binseydi, Daisy ve arkadaşı karşıdan karşıya geçerken, taksi de onları geçip gidecekti.

Ama hayat kimsenin kontrol edemediği yaşamların ve olayların kesişiminden ibarettir. O taksi geçip gitmedi ve o şoförün bir anlığına dikkati dağıldı Daisy'e çarptı ve Daisy'nin bacağı kırıldı.

İşte tam olarak da anlatmaya çalıştığım bu! Hayatımızdaki en ufak bir hareket, bilmediğimiz bir şekilde başkasının hayatına büyük bir etki bırakabiliyor. Belki bir tesadüf, belki de kader...

Örneğin, şu an bu yazıyı okuyan sizlerin bile hayatınıza 5 dakikalık bir müdahalede bulunmuş durumdayım. Eğer bu yazıyı yazmasaydım, siz bu 5 dakikalık süreyi başka bir şey için kullanacaktınız ve belki bu alternatif yaptığınız olay da başka birini etkileyecekti, o da başkasını, o da başkasını... Hayat içinde küçüklü büyüklü bu tip milyonlarca olayı düşünün şimdi, tam bir karmaşa gibi gözüküyor değil mi? Yani büyük tesadüflerin içindeki bir yaşamda ilerliyoruz da denilebilir. Dolayısıyla bence kader, bizim seçimlerimizden ziyade, bizim önümüze gelenler, karşımıza çıkanlar aslında.

Etkiniz dışında binlerce değişkeni olan bir denklemi düşünün. Bu denklemin bir sonuca vararak hayatınıza katılması ve etki etmesi kaderdir, bundan sonra da kendi düşüncenizle duruma tekrar yön vermeniz ise seçimlerinizdir ve bu seçimler de bir başka kişiye etki edecek denklemin değişkeninden biri haline gelir.

Bu durumda karşımıza iki tip olay çıkıyor: Değiştirebileceklerimiz ve değiştiremeyeceklerimiz. Her şeye kader gözüyle bakıp, "olacağına varır" felsefesiyle ilerleme katedemeyip hayatımızın kölesi haline geleceğimiz gibi; kaderin içerdiği anlamı tamamen inkâr ederek de hayattan tat alamayacak hale geliriz diye düşünüyorum.

Kaldı ki yaşam içerisinde kader diyebileceğimiz en büyük olayın doğduğumuz yer ve ailemiz olduğunu hesaba katarsak, anlaşılması güç bir mekanizmada yer aldığımızı söylemek pek zor olmayacaktır.

Siz ne düşünüyorsunuz?

17 Yorum:

MaFiAMaX
15 Ekim 2009 17:40  

Eskiden ben de kaderi tıpkı ilk paragrafında yazdığın gibi düşünürdüm. Fakat öyle değilmiş. İlahiyat profesörlerine göre kader Allah'ın geleceği bilmesinden ibaretmiş. Yani bizim ne yapıp ne yapmayacağımıza karar verilmiyor da ne yapıp ne yapmayacağımız biliniyor.

Altuğ KOÇ
15 Ekim 2009 18:04  

MaFiAMaX,
Allah'ın sınırsız kudreti dahilinde tabii ki O'nun geleceği görmesinden daha doğal bir şey olamaz zaten. Peki ama gelecek biliniyorsa, dünyaya sınanmak için yollanmamız da biraz tezat olmuyor mu?

Gerçi bu haliyle bile, İlahiyat profesörleriyle bir konuda mutabakata varmış oluyor yazım, o da kaderimizi yani hayatımızı seçimlerimizle bir miktar çizebiliyor olmamız. Tamamen "yazılmış" bir senaryoda oynamıyoruz yani.

Ben kadere inanmıyor değilim zaten. Ama fazla kaderciliğin yanlış olduğunu düşünüyorum. Yazıda dediğim gibi, değiştirebileceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler var hayatta.

MaFiAMaX
15 Ekim 2009 18:55  

Soruna cevap verebilecek kadar net bir bilgim yok. Belki de geleceğin bilinmesi demek sabit bir gelecek yaşayacağımız anlamına gelmiyordur.

İnancımıza göre zaman ve mekan kavramı Allah için geçerli değil. Bu ne demek? Bunu anladığımızı sanıyoruz ama tasvir edemiyoruz. Yazında da dediğimiz gibi aklımızın sınırları devreye giriyor.

Altuğ KOÇ
15 Ekim 2009 19:51  

"Belki de geleceğin bilinmesi demek sabit bir gelecek yaşayacağımız anlamına gelmiyordur."

Bak bu cümle gerçekten çok önemli aslında. Bir hayli aydınlanma sağlıyor. Watchmen filminde Dr. Manhattan'ın da konuyla ilgili bir iki açıklaması vardı, zaman ve gelecek üzerine, izlemişsen hatırlarsın. :)

Bu durumda, "gelecek" yaptıklarımızla değişken bir haldedir ve her ayrı seçimin farklı farklı alternatif sonları Allah tarafından bilinmektedir şeklinde yorumlayabiliriz belki.

Yani ben "A" veya "B" yollarından, A'da gitmeyi tercih edersem sonumun X olacağı görüldüğü gibi, B'yi tercih etmem takdirinde sonumun Y olacağı da görülüyor. O anda veya her anda.

A veya B'yi seçmek ise benim takdirimde ama hangisini seçeceğim de "biliniyor". Ama bilinse bile sanırım dünyada sınanmamızın amacı bize irademiz yönünde bir şans daha sağlayabilmek. Dediğin gibi kesin bir geleceğimiz yok şeklinde bir varsayım yaparsak eğer.

şahika
16 Ekim 2009 16:28  

http://mantkut-tayr.blogspot.com/2008/11/kader-sorusu.html Ben de daha önce bu konuyla alakalı bir alıntı yapmıştım kendi blogumda, beni bir nebze olsun aydınlatan bir yazıydı. Okumanızı tavsiye edebilirim .:)

DORİS
17 Ekim 2009 01:15  

Filmi ben de izledim. Hakikaten çok güzeldi ve insanı düşünmeye iten bir filmdi. Sevgiyi, kaderi, zamanı her şeyi sorguluyorsun izlerken. Kadere inanıyorum. Başımıza gelen hiçbir şey tesadüf değil kesinlikle...

karga
18 Ekim 2009 01:24  

Selam Altuğ,bu mesajı okuduktan sonra ister sil ister silme,keyfin bilir. Ama sanırım bir özür borçluyum sana. Bir isim karışıklığından olsa gerek,sana sarmışım biraz. Attaki linkte,evrim teorisi hakkında yazılmış bir yazıya 'karga' adıyla yaptığım yorumumu ve verilen cevabı görmen mümkün. Bir isim karışıklığı neticede. Kusura bakma,bu arada o dizi hakkında söyledilerimin arkasındayım ama elbette senin ne yazacağın beni ilgilendirmez.

hadi iyi günler

http://serdarkocaoglu.com.tr/search?q=evrim

içimden geldiği gibi ~~~
18 Ekim 2009 09:00  

katılıyorum yazınıza sevgili Altuğ,evet aldığımız kararlar yaşantımızı şekillendiriyor ama bunun yanında müdahale edemediğimiz kontrol dışı anları yaşamaktayız.İşte kader denilen şeyde bu olsa gerek...

Altuğ KOÇ
18 Ekim 2009 13:52  

Şahika,
Teşekkür ederiz bilgi için. Açıklamalar aydınlatıcı gerçekten. Ama o zaman başka bir sorun ortaya çıkıyor. Bu durumda bize orta okulda, lisede veya geçmişte "Kader" olgusu hep yanlış aktarılmış. Kader bir nebze şunun için anlatılıyordu çünkü: "Yaşadıklarına isyan etme, kaderde ne varsa o olur."

Peki İslam'ın şartlarında olan "Kadere inanmak." kısmını nasıl açıklayabiliriz? Madem kaderimizi kendimiz çiziyoruz, önceden yazılı değil, inanmamız gereken taraf ne?

Dipnot: Okuyanlar da beni iyice dinsiz olarak adlandıracak. :) Ben sadece karşılıklı argümanlarla görüşlerimi, düşüncelerimi geliştirmeye, ufkumu açmaya çalışıyorum. :)

DORİS,
Tesadüf değil, önceden belirli mi diyorsun? :)

karga,
Anladım durumu. Mesajlarını silecek olsam önceden de silerdim. Şimdi ben de teşekkür ederim, karışıklığı anlayıp düzeltme çaban için. Dizi için istediğini düşünebilirsin zaten, bu da senin kişisel fikrindir, saygı duyarım. İyi günler dilerim ben de.

içimden geldiği gibi,
Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyoruz tabii, ama ben böyle yorumladım kendimce. :)

GünCeraN
19 Ekim 2009 00:22  

Diğer konulardaki düşüncelerim, bilinen genel kavramlarla bağdaşıyor zaten. O yüzden kader hakkında derinlemesine bir tespitte bulunmayacağım.

Ama "A-B'yi seçmemiz ve Allah'ın X-Y'yi önceden bilmesi" yorumunu okuyunca aklıma Olasılıksız'daki Laplace Şeytanı geldi. Varolan bütün ihtimalleri ve koşulları gözden geçirip olasılığı en yüksek olanı bilmek. Bu, biraz Tanrıcılık oynamaya da benziyor. Yani aynı zamanda Allah'a ve onun geleceği bildiğine inanıp bunu değiştirmeye çalışmak...

Sonuçta, A'yı da, B'yi de seçsen X,Y hatta aklına bile gelmeyen Z seçeneğini de Tanrı biliyor zaten... Ve dua, isyan, ceza, bela gibi bazı katalizörler devreye girince Tanrı da oyuna dahil oluyor...

şahika
20 Ekim 2009 22:54  

Kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak, imanın şartı. :) Yani Allah'ın varlığına inanıyorsak dolaylı olarak kaza ve kaderin de O'ndan olduğuna inanmış oluruz zaten, gerçi zaman zaman başa gelen fena olaylardan dolayı isyan noktasına gelenlerimiz olmuştur.'Kahpe kader' deyişi de bu aşamada ortaya çıkar çoğu zaman, oldukça sakıncalı bir deyiş olmasına rağmen. Özetle; Allah'ım sana iman ettim hayır da senden şer de.

Yasemin Ünsal
21 Ekim 2009 18:25  

Kader, Allah'ın olacakları önceden bilmesidir. Ancak yolunu seçen insandır ve Allah yaptığımız seçimlere anında müdahale etmez.

Allah'ın programladığı hayatta hiçbir etkimiz olmadan gelip geçiyo değiliz.Öyle olsaydı cehennemi yaratması çok büyük bir adaletsizlik olurdu. Allah'ın iradesi yanında "sınırlı" da olsa bir irademiz vardır. Düşünebilme ve seçim yapabilme yeteneğine sahibiz. Bu yüzden ceza da ödül de bizim içindir.

Yasemin Ünsal
21 Ekim 2009 18:46  

Bir de "kaderimse çekerim" ciler var. Hakkını arayamayacak kadar tembel ve pısırık olduklarından, hesaplaşmalarını hep "öte dünya" ya bırakanlar... Onlara da sadece acıyoruz.

Barış C. A.K.A KaiserKidD :))
23 Ekim 2009 15:08  

Tanrı hepimize değiştirebileceklerimizi değiştirebilme cesareti ve değiştiremeyeceklerimizi kabullenme metaneti versin o zaman :) Buarada Run Lola Run filmini de bu bağlamda şiddetle tavsiye ediyorum.. KaiserKidD ;))

Altuğ KOÇ
28 Ekim 2009 13:51  

GünCeraN,
Tanrı hep oyunun içinde değil mi zaten? :)

Şahika,
Başa döndük biraz sanki bu yorumla. :)

Yasemin Ünsal,
Dengeyi iyi kurmak gerekiyor sanırım. Hem elimizden geleni yapmalıyız, hem de şanslarımızı yaratmaya çalışırken akıl sağlığımızı korumalıyız. :)

Barış,
Run Lola Run'ı da izledim evet. Fena değildi. Hatta kurgu ve senaryo açısından daha iyi denilebilir. Ama nedense Kelebek Etkisi'ni daha çok seviyorum. :P Tanrı yanında olsun Barış'cım. ;)

şahika
29 Ekim 2009 22:46  

Öyle mi oldu? :) Aslında bu konularda konuşmayı tercih etmem pek, sonuçta ne kadar düşünürsek düşünelim, okursak okuyalım, hep bir soru işareti kalıyor akılda. İrdeledikçe irdeleyesi geliyor insanın ve ne hikmetse söyleyecek bir şeyler oluyor illâ ki.:) Konuyu görünce linki paylaştım, diğer yorumu da görmezden gelin. :)

Altuğ KOÇ
30 Ekim 2009 13:51  

Şahika,
Teşekkürler paylaşım için evet. :) Dediğin doğru, sürekli yeni bir nokta çıkıyor bu konuşmalarda.

Lütfen ANONİM olarak yorum BIRAKMAYIN.

Adı/URL seçeneğiyle en azından adınızı yazın. URL zorunlu değildir.

URL (İnternet Adresi) bölümüne Web Siteniz var ise 'http://' protokolü ile adresinizi yazın.

• <b>, <i>, <a> gibi temel HTML etiketlerini kullanabilirsiniz.

• Yorumlar 200'ü geçmiş ise, "Yeni" sekmesine tıklayarak en son eklenen yorumları görebilirsiniz.

• Küfür ve hakaretten uzak duralım, Türkçemizi düzgün kullanmaya çalışalım.