Bir Doğa Olayı ve Bir Ülke Trajedisi


09.09.09, Türkiye ve özellikle İstanbul için unutulmayacak bir tarih oldu takvimlerdeki. 2010'a birkaç ay kalmışken ve İstanbul'u "Avrupa Kültür Başkentliği" beklerken, yine ve yeniden bir şeylerin düzelmediğini, her şeyin aynı tas aynı hamam devam ettiğini ve en önemlisi de işlerin "saldım çayıra mevlam kayıra" mantığından farksız yürümediğini, yürütülmediğini gördük.

Yıllardan beri en küçük bir yağmurda bile zaten felç olan İstanbul trafiğine ve keşmekeşine alışmıştık. Sürekli yenilenen asfaltlara rağmen tüm ana yollarda bile yağmur sonucunda "göletler" oluşmasına da alışmıştık, alıştırılmıştık İstanbullular olarak.

Zaten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da bu yağmur sonrası yaşanan faciaların sorumlusunun İstanbullular olduğunu dile getirdi. Bir de doğa, küresel ısınma ve dahasıymış tabii suçlular (Kaynak.). Ayrıca Topbaş, "İnşallah yağışlar devam etmez." demiş (Kaynak.). Yağış olmayınca barajlarda su bitiyor diye zam yapıyorsunuz -gerçi artık her durumda yapıyorsunuz-, yağmur yağsa bu sefer de felaket oluyor. Her şekilde fatura bize çıkıyor yani.

Devam edelim. Kadir Topbaş'ın bu açıklamalarını Başbakan Erdoğan da "Derenin intikamı ağır olur." şeklinde tamamladı ve tüm İstanbullulara ağzının payını verdi (Kaynak.). Neden? Çünkü gittik derelerin kenarına yol yaptık, evler yaptık, garajlar yaptık, yemedik içmedik çarpık yapılaştık oralarda. Hayır hayır lütfen, bunlar için kimseden de izin veya ruhsat almadık zaten. 15 senedir İstanbul'u, 7 senedir de Türkiye'yi yönetenler izin vermemişti bunlara aslında ama zorla yapıldı hepsi...

Şimdi sessizlik lütfen...

Soralım:

Yedik mi?

Yemedik.

Ama yıllardır olmayan altyapımızın felaketlerini küçük küçük yaşıyor olsak da, ekilen laleler, seçimler için hızla açılan metrobüsler sayesinde pek umursamadık tabii bir şeyleri, yetti bize bunlar.

Hepsi bu kadar da değil ne yazık ki. Bu felaketten sonra İstanbul'da insanlık da sınıfta kaldı, hem de her dersten. Her ne kadar İstanbul Valisi Muammer Güler "Yağma yok." diye açıklama yapsa da (Kaynak.); yağmalanan, kaçırılan, çalınan eşyaları izledik kameralardan birer birer (Kaynak.). Yola saçılan "av tüfeklerinin" tek tek incelenerek nasıl çalındığını izledik mesela.

Peki 7 kadına mezar olan minibüsü gördünüz mü? Buyrun görün, veya okuyun. Kadınları camsız, havasız, sürgülü bir kapısı olan kargo minibüsünde işe götürüp getirmek nasıl bir cani, sorumsuz, bilinçsiz zihniyetin ürünü olabilir ki? Nazi kampına götürülen savaş esirleri mi onlar acaba? Yoksa üç kuruş ekmek parası için emeğini dişine takan insanlar mı? Ama artık yaşamıyorlar, bravo hepinize. Şirket sahibine, araba sahibine ve göz yuman sürücüye de bravo. Önden kaçıp gidenlere de bravo.

Şimdi tekrar başa dönelim. Sorumlular tüm İstanbul halkı ve ısınan dünya dediler, dere kızdı taştı intikam aldı dediler. Anlayacağınız, ne kadar da güzel açıklamalar yaptılar. Dünya'nın her yerinde benzer afetler yaşanıp, trajediler görülebiliyormuş. Evet doğrudur oluyor. Örneğin Japonya. Ama bir fark var. Benzer afetlerden sonra ihmallerden ötürü onlarca can kayıp veriliyorsa, "istifa ediyor" oradaki idareciler. Hatta intihar edenlerini bile gördük tarihte. Çünkü bir ülkenin veya şehrin idarecisi olmak, statü veya güç veya para kazanmak için değildir. Hizmet etmek içindir!

Bir haberde daha okuduğuma göre Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, Kadir Topbaş'a destek vermiş. Ne güzel. O zaman konusu açılmışken sizlere Ankara'da işlerin nasıl yürüdüğünü gösteren bir haber de izletelim. Buyrun buradan izleyebilirsiniz (Alternatif bağlantı.).

İstanbul konumuza dönelim. Bir de soru sormak istiyorum şimdi. Yağan yağmurdan sonra İstanbul'da hayat felç oluyorsa, İstanbul'da beklenen deprem yaşanırsa ne olur bu şehirde?

Bilmiyorum...

Depremi geçtim, İstanbul'da tam anlamıyla düzgün işleyen ne var bunu merak ediyorum artık. Yaşıyoruz öylece, alıştığımız şekilde, önümüze gelen günleri yaşayıp, geçiriyoruz yılları. Yağmur yağar iptal oluruz, yağmasa da oluruz, çatışma çıkar sokaktaki insanlar vurulur, barbarca cinayet işlenir katil yakalanamaz, kimi polisler kafalarına göre adam döver... Örnekler çoğaltılabilir.

09.09.09 tarihi bir tek sel faciası ile son bulmadı ne yazık ki. Şehit haberleri de çarptı yine yüzümüze (Kaynak.). Birilerine açılım da yetmiyor herhalde, ama henüz bunu yorumlamak zor, zaman gösterecek.

Ne kadar da diken üstünde, kelle koltukta yaşıyoruz aslında değil mi? Ama farkında değiliz veya umursamıyoruz veya unutuyoruz.

Vali filminde rolü gereği bir Amerikalıyı oynayan oyuncunun çok güzel bir repliği vardı, aynen şöyle:

Siz Türklerin en sevdiğim özellikleri ne biliyor musunuz? Çok çabuk unutuyorsunuz...

Gerçekten de Kadir Topbaş çok haklı aslında... Sorumlular tüm İstanbullular hatta tüm Türkiye gerçekten! Bu unutkanlığımızla bu felaketleri de unuturuz, haber bültenlerinde 45 saniyeliğine kahraman olarak izlediğimiz şehitlerimizi de unuturuz!

Unuttuğumuz müddetçe de aynı filmleri izlemeye devam ederiz.

Nefes filmindeki replik gibi aslında işte:

"Uyursan ölürsün!"

10 Yorum:

Son Silahsor
10 Eylül 2009 21:57  

İstanbul'un nüfüsunun öyle ya da böyle bir şekilde azaltılıp yeniden ama adam gibi en baştan düzenlenmesi lazım.

Aksi durumda artık istanbul'u kolay kolay kurtaramayız.

Altuğ KOÇ
10 Eylül 2009 22:05  

Son Silahşör,
Eh bu da mümkün olan bir yöntem değil tabii.

sünter
10 Eylül 2009 23:33  

Bizde bu vurdum duymazlik varken,(unutkanligimiz bu yüzden) ve gemisini yürüten kaptan anlayisi hakimken böyle nice felaketler de olsa hic bir sey degismez.
Türkiyede malesef isi bilen degil torpili olan biryerlere geliyor.Hatta okullarda bile bu böyle.Cocuklar Kendi basarilarindan ziyade ailesinin olanaklari cercevesinde okuyor.
Yakindan sahidim.Kendi yegenlerimden birisi babasi zengin oldugu icin okumakla pek ilgisi olmadigi halde üniversite okuyor.Kizkardesi bu sene staj yapmasi gerekirken yine babasinin sayesinde hic sirkete ugramadan staj yapmis gibi kagit imzalaniyor.Kizimiz tatilde. Simdi ilerde bunlar belli islerin basina gececek.Etiketleri var ya. Sonrada ne binalar bina ne yollar yol nede kanallar kanal.

Altuğ KOÇ
10 Eylül 2009 23:43  

Sünter Teyze,
Aynen maalesef böyle işliyor her şey. Ne kadar acı, ne kadar üzücü. Benim de ne torpilim var ne de şirket sahibi babam, haliyle bir taraflarım terliyor yıllardır, doğru dürüst bir yerlerde olabilmek için. Doğrusu zaten illa ki böyle emek vermek, haketmek, ama ya haketmeden benim önüme geçenler?

Yeşil Zeplin
11 Eylül 2009 00:15  

Söylenecek o kadar şey var ki aslında. Tayyip Erdoğan'ın "dere yataklarına ev yapıldı, dere ıslah çalışmalarını engellemeye çalışanlar oldu" açıklaması sadece ülkemizde görülebilecek bir kendini temize çıkarma çabası. Dere yatağındaki evlere de İstanbullu mu ruhsat verip hizmet götürdü 15 senedir? İşin ucunda birilerinin cebine gidecek bir rant olsa eminim ki kimseye sormadan dere ıslahını yaparlardı. Keza Kadir Topbaş'ın İstanbulluların tedbirsizliğinden dem vurması da. Ne yapacaktı İstanbullu? Binaların üzerine branda mı serecekti? Türkiye'de yapılan akıl almaz sorumsuzluklardan sonra istifa etme erdeminin gösterilmesini zaten beklemiyorum. Ama en azından halkla dalga geçer gibi açıklama yapılmasın. Yağma olayından bahsetmek bile istemiyorum. Birinin belki tüm malvarlığı selle birlikte akıp gitmişken arta kalanlardan akbaba gibi nasiplenmeye çalışanları çok zorlasam da insan tanımı içerisine sokamıyorum.

Altuğ KOÇ
11 Eylül 2009 01:00  

Aynen kardeşim aynen. Yüzde yüz katılıyorum yorumuna.

sünter
11 Eylül 2009 02:24  

Sevgili Altug,
benim ve daha bir cok kisinin umudu da senin gibi biryerlerini terleterek okuyup insallah da kendi bilgi ve birikimiyle biryerlere gelecek olan gencler iste.Allahtan senin gibi olan gencler de var.Bizlere de birer umut isigi oluyorsunuz.Ben yinede calisana Allah verir karsiligini diye düsünüyorum.
Sevgiler

aysema
11 Eylül 2009 10:08  

Başbakan yaralar sarılacak demiş!

Daha ne yapsın?!

t?gce
11 Eylül 2009 20:03  

En başından beri başımızda olan bu devletin insanları umursamadıklarını bilen bu toplum sandıklara giderek oy verdi.Şimdi ekilenler biçiliyor.Seçim zamanı kendi oyunu bir torba kömüre denk gören insanlardan insanlık beklenmemelidir.O gün öle düşünenler bugün yağmacılıkda yapar insan hayatınıda umursamaz.Topraga iktidarı güç olarak gören devlet ekildi,şimdi meyvesi insanlıkla alay olarak toplanıyor.Ey bu toprakların evladı uyanın bir torba kömürle kandırılmayın gerekirse çöp toplayarak para kazanın ama yeterki çalışın.Üstümüzdeki ölü toprağının atıldığı gün tekrar calışmanın güzelliğinin anlaşıldığı gün insan oldugumuzu bir kere daha hatırlayacağiz.Bu arada altuğ bey gerçekten yazınızla çok güzel anlatmışsınız durumu : )

Altuğ KOÇ
12 Eylül 2009 20:59  

Sünter Teyze,
Çok teşekkür ederim Sünter Teyzecim. Onur duyuyorum sözlerinizden. İnşallah... İnşalah...

Aysema,
Evet öğretmenim, daha ne yapsın? :)

Tuğçe,
Umarım o ölü toprağının atıldığı günü biz görebiliriz de çocuklarımıza kalmaz... Ben teşekkür ederim yorumunuz için.

Lütfen ANONİM olarak yorum BIRAKMAYIN.

Adı/URL seçeneğiyle en azından adınızı yazın. URL zorunlu değildir.

URL (İnternet Adresi) bölümüne Web Siteniz var ise 'http://' protokolü ile adresinizi yazın.

• <b>, <i>, <a> gibi temel HTML etiketlerini kullanabilirsiniz.

• Yorumlar 200'ü geçmiş ise, "Yeni" sekmesine tıklayarak en son eklenen yorumları görebilirsiniz.

• Küfür ve hakaretten uzak duralım, Türkçemizi düzgün kullanmaya çalışalım.