Türkan Saylan

Dün gece 4.30 civarı kaybetmişiz Türkan Saylan'ı. Sabah aldım haberini tabii... Zaten acı çekiyordu, uyutulmuştu, üzülüyor olsam da mutlak sona yaklaştığımızın da farkındaydım ve öyle oldu, acı haber derinden üzdü hepimizi.

Derken kalktım okula gittim. Bizim bölümün en kaliteli hocalarından bir tanesinin Osmanlı Diplomasi Tarihi dersi vardı. Ona girdim. Girdiğimde Türkan Hoca'dan bahsediyorlardı. Meğersem Türkan Saylan'ın, bizim hocaya da emeği çokmuş. Burslar sağlamış, önünü açmış. Şu anda gerçekten inanılmaz donanımlı nadir hocalarımızdan diyebilirim ve Türkan Hoca için borçlu olduğum önemli insanların başında geliyor diyordu. Böylece birinci şahıstan da Türkan Saylan'ın nasıl biri olduğunu daha iyi öğrenmiş oldum. Türkan Saylan'ın hekim kişiliği ve tıp dünyasına kazandırdıklarının yanı sıra, öğrencilere kendini nasıl adamış bir insan olduğunu da anlattı hocamız. Eğitimin önemini, değerini vurguladığını anlattı. Kızların okula gidebilmesi için çabaladığını anlattı.

Fakat bazı şeyleri çarpıtmak o kadar kolay ki. Bilmeden, öğrenmeden, araştırmadan; sabit yerlere, sabit noktalara takılıp kalmak o kadar kolay ki insanoğlu için... O yüzden burada ne anlatsam faydasız şimdi.

Huzur içinde yatsın dilerim ki... Çabalarıyla, emekleriyle ve destekleriyle ekilen fidanlar elbet yeşerecek ve çok güzel meyveler verecektir bu ülkede, hiç şüphem yok.

Önemli Dipnot: Siyasi - politik, toplumsal, gündem gibi konularda yazıp dursam da, artık bu konuların İnternet üzerinde geçirdiğim süre içerisindeki sinirsel sağlığıma iyi gelmediğini anlamaya başladım. Hiç yazmadan duramıyorum, yazınca alevleniyorum. Ayrıca gezip başka yerleri okudukça delleniyorum ve dahası. Söyleyecek, konuşacak, tartışacak çok şey olsa da, burası ne akademik bir yer ne bilimsel. Sanalda dönen kısır döngüler ve sonsuz tartışma yuvalarından başka şey değil. Nihayetinde kimse kimseyi kaale almaktan yana da değil. Herkes dediğim dedik, herkesin doğrusu da kendisine. Peki doğrular nereden öğrenildi? Birileri mi söyledi? Kulaktan mı dolduruldu? Araştırıldı mı? Öğrenildi mi? Kitaplar döküldü mü?

İnternet ve blog denilen mecralarda günün yorgunluğu ve gerginliğinden kurtulup, birazcık kafa dağıtmak, eğlenmek ve dinlenmek mümkünken, aksine daha da yükleniyorum. Dolayısıyla kendimi artık tartışmalar içerisine atmaktan ziyade, önce Bir Sayfa Açın bağlantısını vereceğim. Hep beraber de mutlu mesut yaşayacağız sonra. Okumadan, bilgilenmeden, hiç bir yere varamayız dostlar, canlar.

Blogumun gidişatı konusunda bir kararım yok. Ama bilemiyorum günler ne getirecek... Haydi şimdilik sağlıcakla kalın.

16 Yorum:

Pilli-Cadi
19 Mayıs 2009 07:56  

ya arkadaslar yapmayin ufff valla kafam sisti heryerde yasli insanlarin ölüm haberlerini görmekten. Ben de ölücem bunu hissediyorum ben gencecik ölücem. Valla hissediyorum. Simdi niye üzülüyoruz ki yasayacagini yasamis insanlarin ölümüne. Kazik mi cakicakalr. Gencecik insanlar hicbir saglik problemleri yokken pisipisine ölüyorlar onlarin böyle haberleri yapilmiyor yani. Pes diyorum bir olay bu kadar abartilmaz.
Bugün de muhtemelen blogrollda görürüm 10-15 türkan saylan baslikli yazi. Hepimiz ölüyüz ya birakin bu isleri yaa.

Pilli-Cadi
19 Mayıs 2009 07:57  

Bir de kusura bakmayin ama dünyada türkiye'de bir haber oldugunda bütün bloglar ayni seyi yaziyorlar kabak tadi vermiyor mu artik. Konu sikintisi mi bu vallahi kafam s.... yeter

Deniz Nehir
19 Mayıs 2009 10:05  

Bence yazılanlar kabak değilde türlü tadı veriyor. Neticede her yazıdan farklı birşey öğrenebiliyoruz. Her yazı farklı bir perspektif. Bu yazıda, Türkan Hanım'ın medya balonu değil de, gerçekten ciddi bir araştırmacı ve eğitim destekçisi olduğunu ilk ağızdan öğrenme şansımız oldu mesela. Tabi bu Altuğ'a olan güvenle de alakalı. Sallıyor da olabilir. AB fonlarından yada Soros'tan destek alıyor da olabilir. Hatta CIA ajanı bile olabilir. Ama tüm bu ihtimallere, ihtimal vermiyor ve Altuğ'a güveniyorum. O yüzden bu yazı bana kabak değil türlü tadı veriyor!!!

Deniz Nehir
19 Mayıs 2009 10:22  

Grup 1
Sevgilisi ile tartışan bir genç, sokak ortasında sevgilisi tarafından bıçakalanarak öldürüldü.
Çatışmayı merakla izleyen bir genç, kafasına isabet eden kaza kurşunu yüzünden öldü.
Sahil yolunda alköllü araba kullanan bir genç, kontrolünü kaybedip direğe çarparak hazin bir şekilde can verdi.
Yüksek dozda uyuşturucu alan bir genç, komaya girerek öldü.
vs...

Grup 2
Son 19 yıldır ciddi bir hastalık yüzünden tedavi gördüğü halde, inatla kutsal bir işin peşinde koşan, bilime ve topluma hizmet etmeye çalışan, ülkesinin dört bir yanını birilerine yardım edebilmek için dolaşan yaşlı bir kadın, hala yapması gereken işler olduğu bilincini taşırken öldü.

Bazıları bir satır yaşar, bazıları satırlara sığmaz. Sığmayanlar haliyle taşar. Taşmayı abartı görmek, bereket getiren yağmura, ıslandığın için küfretmek gibidir kanımca...

Altuğ KOÇ
19 Mayıs 2009 11:19  

Pilli-Cadı,
Blogunda da okudum. Bu tip yazılara karşı niye böyle bir tavrın var bilmiyorum. Burada amaç, hayatını kaybetmiş bir insanı geride bıraktıklarıyla anmak ve bir nevi saygı duruşunda bulunmak. Herkesin kendi düşünceleriyle ve hissettikleriyle beraber yoğrulan aynı konular belki ama farklı yazılar.

Bütün bloglar aynı şeyi yazıyorsa da bilemem. Benim yazdığım yazılar belli, çizgim belli. İstemeyen okumayabilir, kafa sağlığı için.

Pilli-Cadi
19 Mayıs 2009 12:20  

Öyle bir tavrim var cünkü ne zaman biri ölse birinin ölüm yildönümü olsa helikopter düsse ucak düsse her blogda ayni yazilari görmekten sikildim. ne var hepimiz ölecegiz yok sana ölümü yakistiramadim bilmem ne bayat bunlar yaa. üc kurusluk dünyayi bu kadar abartmayin.

cesetizleri
19 Mayıs 2009 12:55  

ben de önceden pilli gibi böyle herkes aynı şeyi yazıyor diye sinir oluyordum ama dün bir kez daha anladım ki yok arkadaş, herkes gitsin kendi bloguna yazsın.
tahammül edilemez boyuta geldi yorumlarda tartışmak ve çok sıkıldım.
senin de dediğin gibi işte kafa dinlemeye geliyorum geldiğime geleceğime pişman oluyorum.
benim gibi düşünmüyorsan git bloguna yaz. çocuk değilim ki araştırmadan etmeden bir şey yazayım sen de bana doğrusunu öğret. öyle bir konu değil ki bu..
türkan saylan olayı da..dün beni çok şaşırttı.
kimseden üzüntü belirten iki satır beklemedim aa yazsın herkes diye düşünmedim. yazmasınlar keşke kimse yazmasaydı.. içimize atsaydık. insanların kalpleri o kadar kararmış ki bu gidiş onları mutlu etti. aklım almıyor hala..
yazık gerçekten. he benim a fikrim b fikrim, peşine takıldığım düşüncem yok. ben ben gibi düşünüyorum evrensel ahlak hesabı.. işte burda kopuyor zaten film. ben hiç kimsenin ölümüne sevinmedim. bu hangi dine hangi inanca sığıyor bilmiyorum ama sadece yazık diyorum.
off çok yazdım neyse.. allah rahmet eylesin..

PaNDoRa
19 Mayıs 2009 14:12  

Evet insanlar doğar ve ölürler... bazen erken giderler, bazen de genç... Bazen de öyle ölümler olur ki iç sızlatır, mesela halk'a mal olmuş kişilerin ölümü... Çok can yakar... geride güzel şeyler bırakmışlardır aslında, ama cehaletle büyüyen insanlar malesef bunu göremez ve giden kişinin ardından "Oley"ler çekerler... Onların bi suçu yok belki de, yetiştirilme tarzları öyledir çünkü...

Devlet Türkan Hoca'yı ergenekon adı altında ünlü yaptı, çoğu kişi bir süre öncesine kadar onun adını bilmiyordu, sonra bir kaç yobaz hakkında söylenti çıkardı, bir kaç cahilde bu söylentilere inandı... Araştırmadan, sorgulamadan inandılar.... Ayıp... Ama kendi ayıpları...

Türkan Saylan hayata veda etti ve gitti... Onuru ile... Ardında onurunu taşıyacak, izinden yürüyecek gençler bıraktı... Bir de cehaletle kavrulmuş, kendilerini bilgili sanan kişiler... Sonra halk ikiye ayrıldı, "Ruh'u Şad olsun" diyenler ve "geberdi" diyenler... Bu tartışmalarda kimin hangi zihniyete sahip olduğu anlaşıldı... Aydın ve de körelmiş zihniyetler patır patır ortaya saçıldı... Şayet körelmiş zihniyetler zil takıp oynamasalardı, bloglarında yazacak olan kişiler "Türkan Saylan vefat etti, Allah rahmet eylesin derdi en fazla.... Ama yok, içi kin ve nefret dolmuş olan soysuz kişilikler saçmaladı, saçmaladı, saçmaladı... ve dolayısı ile de biz ülkemin güzel insanları Türkan Hoca'ya destek olma gereği hissetti... Destek derken, desteğe ihtiyacı yoktu aslında o asil yüreğin... Destekten kasıt karanlığı çoğaltan soysuzların yüzüne tokat gibi patlamak aydınlık yaymaktı amaç... Aydınız, aydın olmaya devam edeceğiz, aydın düşünceye saygı duyoyuruz....

Bu güzel paylaşımdan dolayı teşekkür ediyorum Sevgili Altuğ...

Mustafa
19 Mayıs 2009 14:19  

abi sen yaz politik konularda güzel yazıyorsun.
Türkan Saylan'ın nasıl biri olduğunu bilmiyordum biraz araştırdım ve ülkemize çok büyük hizmetleri olduğunu gördüm. nur içinde yatsın.

beautyisdead
20 Mayıs 2009 02:05  

Hepizin başı sağolsun!

Sürekli siyasi, politik, gündem yazıları yazmak benimde sinirlerimi bozuyor fakat, ben yazmazsam, sen yazmazsan kim yazacak?
Kim anlatacak bunları insanlara?
Günde en az 40-50 kişi giriyor bloguma, ne güzel diyorum 50 kişi okudu şimdi bunları...
Tarikatçı, şeyhçi, şıhçı çevre inan harıl harıl çalışıyorlar bu konuda...
Geçtiğimiz günlerde Fethullah yanlısı olduğunu bildiğim bir siteden, bir mail aldım mail adresi şöyle gercekataturkcu@....

Bizlerin çok çalışması lazım, daha çok ve daha çok!

Adsız
20 Mayıs 2009 07:39  

Merhaba Altuğ,


Tanışmamış olsak da senin de iznin olursa tabi (artık yazdım; çok geç) 'sizli bizli' bir resmiyetten uzak bir biçimde hitap etmek istiyorum. Blog'unun varlığından kısa bir süre önce tesadüfen haberdar oldum ve en son yazdığın birkaç yazıyı okudum. Gerek senin yazının dipnot düştüğün kısmında gerekse de okuyucu yorumu kısımlarında okuduklarımdan dolayı özel olarak bu yazınla ilgili fikrimi söylemek istedim. Yazım biraz uzun oldu. Birkaç parça halinde göndereceğim. Lütfedip okursan sevinirim.



Türkan Saylan'ın nasıl bir insan olduğunu anlatmaya niyetim yok. Söylenildiği gibi hayat hikayesi her yerde yazıyor zaten. Ayrıca sevenleri de sevmeyenleri de(onlar ne kadar itiraf etmeseler de) kabul ediyorlar ki kendisi 'en iyi aynanın' 'yaptığın iş' olduğu düsturunu şiar edinmiş. O yüzden daha ziyade onun yaptıklarından bahsetmek isterim. Ama evvela az biraz soyutlama yapalım:

(Gördüğüm kadarıyla sen bu işin okulunu okuyorsun; benden daha iyi bilirsin.) Şimdi Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinden destek alarak başlayayım. Hepimizde, fiziki ihtiyaçlarımızın haricinde, bir de düşünebilme yeteneğimizin getirisi başka istek ve sorumluluklar var. Bu yüzden olsa gerek ürüyoruz, çoğalıyoruz, dost edinip düşmanları bertaraf etmeye çalışıyoruz. Benzerlerimizi etrafımızda topluyoruz, örgütleniyoruz, büyük yönetim sistemleri kurup adına devlet diyoruz. Bu ortaklaşa yarattığımız sistemin içerisinde topluluğun bir parçası olarak bulunduğumuz gibi sadece birey olarak da bulunuyoruz. Bu yüzden adı ister faşizm olsun; ister oligarşi, isterse de demokrasi olsun; sistemin başındakiyle (öyle yada böyle atanmış, seçilmiş yada miras edinmiş bir baş oluyor) kimi zaman aynı fikirde olup kimi zaman da taban tabana zıt düşünceye sahip olabiliyoruz. Tahmin edersin heralde buradan nereye varacağımı; şanslıyız ki içinde yaşadığımız sistem (demokrasi), pısıp oturmak yerine, kabul etmediğimiz bir düşüncenin tahakkümüne karşı harekete geçme imkanını sunuyor bize. Gerçi diyalektiğin başlayıp zurnanın zırt dediği yer de burası. Senelerce gerici ve yobazlar da aynı şeyi kullanarak örgütlendiler ve bir güç unsuru oluşturdular. Erkleri çok farklıydı tabi. Dini istismar ettiler vs. Şimdi de yine doğaları gereği kendi varlıklarını güvence altına almak ve cemaat kimliklerini idame ettirmek istiyorlar. Bu yüzden senin de yazında bahsettiğin o kakafoni ortaya çıkıyor. Kimisi iftira atıyor. Kimi kötülüyor.

Adsız
20 Mayıs 2009 07:42  

---devamı---

tam da bu noktada biraz önce bahsettiğim hem sosyal ve hem varoluşçu birey tanımına geri dönmek isterim aynı zamanda Türkan Saylan'a da değinerek. Muhtemelen 35-40 sene çalışıp, birikimini yapıp; bir de emekli maaşı almaya hak kazanıp bahçesinde çiçek yetiştirebilirdi hayatının geri kalanında. Torun büyütürdü. En fazla, gazete okuyup televizyon izleyip gidişata söylenip kendi kendine hayıflanırdı. Bu da bir ihtimaldi. Ama tam aksine o elini taşın altına sokmayı tercih etti ve sistemin ona sunduğu imkanlar çerçevesinde etrafı için değer üretmeye çalıştı. Bunu kişisel maddi bir beklenti içinde olmadan yaptı ki Türkan Saylan'ı cemaat karşında yücelten de budur. Bunu görmezden gelip Türkan Saylan, o bahsettiğim gerici yapılanmayla mukayese edilebilir mi? Belki eden eder. Fakat ben din ticaretine dayalı bir kast sistemiyle örgütlenenlerle; toplumun çağdaş dinamiklerini korumak için, insanlara sorgulamayı, düşünmeyi ve aydınlanmayı öğretmeye çalışan ÇYDD gibi bir örgütlenmeyi kıyaslamayı abes buluyorum. Hatta arttırıyorum grotesk buluyorum (biraz komiklikle bitireyim dedim; çok ciddi oldu bu kısım).

Tabi en üzücü noktası, tam da ömrünün sonlarında Türkiye gündemine bir karalama kampanyası ile gelmiş olması. Yola çıkarken misyonu bu muydu; tamamladı mı tamamlamadı mı bilmiyorum ama kendince bir yol açtı. Devamı ardından gelecek mi göreceğiz.

Türkan Saylan hakkında daha bir sürü laf edebilirim (işin ilginci bu kadar konuşacağımı dahi tahayyül etmemiştim). Ama varmak istediğim nokta burası değil aslında.

Bir kamyon dolusu laf ettikten sonra senin ve okuyucularının bahsettiği yazma meselesine gelmek istiyorum ki bu yazıyı yazma sebebim odur. Bu sefer değişiklik yapıp en son söyleyeceğimi evvela söyleyeyim. Bence yazmalısın ve hatta herkes yazmalı. Bunu "sen yazmazsan ben yazmazsam kim yazacak" gibi romantik populist amaçlarla söylemiyorum. NEden söylediğimi şöyle açıklayayım: Sitenin günlük hit'ini bilmiyorum. 2000? 3000? (çok çok daha fazladır umarım). Yani şöyle bir şey var ki; hem bu kişisel blogların hitap ettiği kitle küçük bir kitle hem de tahminim bu kitle içinde düzenli olarak takip edenlerin ve üzerinde sorgulayıp düşünenlerin (bahsettiğimiz aydınlanmaya kavramının olmazsa olmazı) görüşü temel noktalarda seninle aynıdır. En azından okuduğum birkaç yazındaki okuyucu yorumlarından edindiğim intiba bu. O yüzden açık konuşayım; burayı yazılanların toplumu dönüştürücü bir etki yaratacağını düşünmüyorum.

Benim bu talebimin sebebi daha bireysel aslında: Yazdıkça öğrenmek. Gazete, kitap, dergi okuyoruz değil mi? Argümanlarımız birikiyor. Ama okuduklarımız hep başkalarının düşünceleri. Halbuki birey olabilmemiz için kendmize ait düşüncelerimizin oluşması lazım. Bence bunun en iyi yolu yazmak. Çünkü yazmak dış dünyayla ilgili olduğundan daha fazla kendi zihnimizle ilgili; düşünce üretip onları formülize edebilmekle ilgili. Dünyaya bir penceren bakıyoruz ya; yazdıkça o pencereki kir, toz vs. siliniyor. Dışarısı daha berraklaşıyor. Yani yazmak bireysel gelişimizle ilgili. Hiç aklımda yokken senin yazını okuyup bu kadar yazı yazdım. Reaksiyonel bir şekilde olmasına rağmen aslında bu konuda ne düşündüğümün farkına yazarak vardım. Yazmaya başlamadan önce tam olarak bunlar yoktu aklımda. Fena mı oldu? Varmak istediğim nokta tıpkı senin de kimim ben sayfanda bahsettiğin gibi:

"Kant, aydınlanma üzerine yazdığı makalelerde aydın olmayı; aklı ve iradeyi insanın kendi kontrolünde kullanması olarak açıklar. İnsanın en büyük özelliği olan düşünme, irdeleme, sorgulama kabiliyetleri asla paslanmaya bırakılmamalıdır. İnsan üretmeli, sınırların dışına çıkmalı ve bu sayede de gelişmeli, yücelmelidir."


Toplumu etkileyecekse bu bireysel aydınlanma etkileyecek bence (kelebek etkisiyle olsa dahi). Tıpkı Türkan Saylan'ın umut ettiği ve uğruna çalıştığı gibi.



P.S. Bir de Google reklamları var tabi yazma sebebi olarak.

Cem

maxigenous
20 Mayıs 2009 13:38  

Saylan kendi değişiyle görevini tamamladı. Biz de görevimizin en küçük parçalarından biri olan cenazesine katılmayı yerine getirdik. Şimdi asıl görev çizgisini, duruşunu sürdürebilmektir.

Altuğ KOÇ
21 Mayıs 2009 18:52  

Cesetizleri,
Güzel döktün içindekileri, teşekkür ederim... Daha da bir şey eklememe gerek yok sanırım.

PaNDoRa,
Ben teşekkür ederim yorumunuzla katılım gösterdiğiniz için. Beni en üzen nokta insanların kulaktan dolma bilgilerle yorumlar yapıyor olması. Türkan Saylan'ın söyledikleri üzerine dırdır konuşanlar kaç kere o sözlerin tamamına alıp da baktılar veya araştırdılar merak ediyorum. Böyle olunca insan daha da geriliyor ne yazık ki...

Mustafa,
Bak o kadar güzel bir şey söylemişsin ki: "Biraz araştırdım" Olay burada işte ya, seni tebrik ederim canım kardeşim. Ayrıca teşekkür ederim.

beautyisdead,
Dediğiniz doğru, vazgeçmemek lazım tabii. Ama insan kilitleniyor bazen... Ben elimden için yapıyorum yine de.

Cem,
Uzunca yazdıklarının noktasına virgülüne katılıyorum. Ancak blog kavramının elbette ki toplumsal bir aydınlanma yaratamayacağını düşünmekle beraber, yine de benim adıma bloguma girip de üç tane yeni fikir edinen veya öğrenen insan bile, 23 yaşında biri olarak bana büyük bir armağandır. Dolayısıyla dahasını da düşünmek şu an lüks olur.

Maxi,
Tebrik ederim Maxicim.

..
02 Haziran 2009 20:44  

Diğer tarafta hesabı nasıl verecekse versin bakalım

Altuğ KOÇ
02 Haziran 2009 21:02  

..,
Evet hepimiz diğer tarafta hesap vereceğiz. Başkasının hesabına da karışamayız, öyle değil mi?

Lütfen ANONİM olarak yorum BIRAKMAYIN.

Adı/URL seçeneğiyle en azından adınızı yazın. URL zorunlu değildir.

URL (İnternet Adresi) bölümüne Web Siteniz var ise 'http://' protokolü ile adresinizi yazın.

• <b>, <i>, <a> gibi temel HTML etiketlerini kullanabilirsiniz.

• Yorumlar 200'ü geçmiş ise, "Yeni" sekmesine tıklayarak en son eklenen yorumları görebilirsiniz.

• Küfür ve hakaretten uzak duralım, Türkçemizi düzgün kullanmaya çalışalım.