Biz kaç kişiyiz, onlar kaç kişi? Biz kimiz, onlar kim? Anlamadım ben bu işi...
Türkiye gündemi son yıllarda, AKP'ydi, laiklikti, CHP'ydi, türbandı, oydu buydu derken, bir de son Ergenekon ile iyice allak bullak oldu.
AKP kapatma davasının dün sonuçlanmasıyla da yepyeni tartışmalar peydah oldu haliyle. Bence siyaset de futbol gibi "mantık" olmayan bir kuram. Nasıl ki insanlar tuttukları takımın hatalarını görmeksizin, "ana avrat" yazılar yazabiliyor futbol konularında, siyaset de aynı mantık. Herkes dediğim dedik. Kimse beynindeki kılcal damarları zorlamaya tenezzül etmiyor, ezbere konuşuyor.
Gerçi insanlar haklı, güzel oynanıyor oyun ve neredeyse Adnan Menderes'ten beri bu kadar uzun süreli bir iktidar gelmemişti Türkiye'ye. Haliyle "istikrar" açılığı çeken bir millet için 6 senelik bir iktidar, "ilaç" gibi oldu... He neyin ilacıdır, nereyi iyileştiriyor gibi gösteriyordur bilinmez, ama öldürücü yan etkileri de çıkacaktır uzun vadede, işin üzücü yanı bu.
Bunun tek sorumlusu AKP mi? Tabii ki hayır. Aslında herşey, Adnan Menderes ve kafilesinin, İsmet (İnönü) Paşa'nın da göz yumarak, köy enstitülerini kapattırmasıyla başlamıştır. Köy Enstitüleri demişken, emekli bir öğretmenimizin şuradaki yazısını mutlaka ama mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Pek güzel.
CHP'ye alternatif olarak (ve tabii CHP'ye inanılmaz karalamalarla) demokrasinin önünü açacağı sanılan DP, neler yapmıştır neler. Yahu borcu 0'lanan (yazıyla sıfır) bir ülkeye, gelir ve giderleri de düzgün dönerken, niye borç alırsın?
Sonra bitmek bilmedi, Türkiye Cumhuriyeti'nin dertleri. 1961 Anayasası Dünya'daki sayılı "özgürlükçü" anayasalardandı. Tabii bize fazlaydı, değiştirildi, hem de %98 referandum sonucu muydu? Hani şu herkesin çok söylediği "halk iradesiyle", "kamuoyu ile" yani... Aaa ne garip herkes de şikâyetçi şimdi Anayasa'dan... Eheh...
İlke ve inkılap tarihi olsun, Osmanlı tarihi olsun, siyasi tarih olsun, Cumhuriyet tarihi olsun... Ne şartlarda, çevremizdeki koşullara ve elimizdeki imkânlara rağmen nasıl bir Cumhuriyet kurulmuş? İngilizi, Rusu, Fransızı daha biz fiilen bitmeden, ağızlarından akan sularla bizim topraklarımızı kendi aralarında nasıl paylaşmışlar bir açıp okuyabilir merak edenler, örneğin Sykes-Picot'u bilir misiniz?
Ne kolay değil mi şimdi, laf olsun diye konuşmak, bazı hırslar için memleketin halini görmemek...
Gerçi halen kimseyi suçlayamıyorum ki... Herkes bağlı olduğu ipi ve o iplerin kimde olduğunu göremez nihayetinde. Kimse hatta. Ama halbu ki herkes tek yürek tek bilek olacağına, varsa yoksa birbirimizi taşlayalım.
Efendim hepimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bize çizdiği yoldan ayrılmayan, çağdaş, modern ve demokratik; bilime, ilime önem veren ve bu yönde ilerleme kaydetmeyi başarmış, teknolojide ileriyi yakalayabilmiş; halkın refahı ve ferahı yüksek olan, eğitim ve öğrenim sisteminin oturtulduğu ve okuma yazma oranının yüzde yüzlere vardığı, tarım ve sanayide reformları uygulayabilen ve kendini yenileyebilen, tükettiğinden daha çok üreten, kazanan, dışa pazarlayabilen, Dünya pazarında söz sahibi olabilmiş, güçlü, bağımsız ve bölgesinde otoriter bir Türkiye istemiyor mu? İstemeyen varsa, en başta söylesin, muhattap olmayayım zaten boşuna. Fakat durum, onlar - biz, siz - biz, CHP'liler - AKP'liler, laikler - dindarlar (bu nasıl bir saçmalıksa, sanki laiklik = ateistlik) gibi zıtlıklara gelmiştir. Aklımıza başımıza devşirelim lütfen.
Bir de Ergenekon duruşmaları başlamadan, iddianameyi bile tam okumadan, atıp tutmaya başladı herkes. Maşallah Türk siyasi tarihi ve hatta ötesindeki tüm karanlık siyasi, toplumsal olayların faili Ergenekonmuş. Çok fantazi romanı okuyor sanırım insanlar. Hani tüm trafik kazalarından "Trafik canavarı" sorumludur ya, öyle birşey işte. Vov. Ürperdim.
Falan filan... Benden bu kadar şimdilik.
Sürçü lisan ettiysek affola, kalın sağlıcakla.
Devamını oku >>>
Perşembe, Temmuz 31, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Mustafa Kemal ATATÜRK, Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Tarih, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Etiketler: Mustafa Kemal ATATÜRK, Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Tarih, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Adalet ve Kalkınma Partisi kapatılmadı...
Dün herkes öğrenmiştir, olay dava sonuçlandı ve karar AKP'nin kapatılmaması ama yarı yarıya hazine yardımının kesilmesi olarak çıktı.
Tabii ülkede haberler aktı o sırada, TV kanalları, Internet Siteleri, haber siteleri, bloglar, gazeteler, radyolar...
O yüzden dün pek yazmak istemedim, etraf durulsun, olayı da biz sindirelim dedim.
Oylar şu şekilde:
Haşim Kılıç - Red
Osman Paksüt - Evet
Fulya Kantarcıoğlu - Evet
Mehmet Erten - Evet
Necmi Özder - Evet
Şevket Apalak - Evet
Zehra Ayla Pektaş - Evet
Sacit Adalı - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ahmet Akyalçın - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Serdar Özgüldür - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Ferruh Kaleli - Hazine yardımından mahrum bırakılsın
Yani davada söz konusu olan iddiaları 1 kişi kabul etmedi, diğer 10 kişi ise bu iddiaların doğruluğunu onayladılar ama farklı cezalar önerdiler.
Tabii ki yargı kararına saygımız sonsuz, zira yargıya boynumuz kıldan ince.
Ne diyelim, hakkımızda hayırlısı olsun...
Devamını oku >>>
Perşembe, Temmuz 31, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Turkcell Superlig sitesindeki çok hoş karşılamalar...
Turkcell Süperlig sitesinin ana sayfasında çok değişik ve güzel bir animasyon yapılmış. Göndereceğiniz kişinin ismini ve göndermek istediğiniz mesajı seçtikten sonra dilerseniz e-posta adresine animasyonu yollayabiliyor dilerseniz de direkt bağlantı adresiyle izletebiliyorsunuz, birçok farklı animasyon tribün formatıyla yapılmış, yazılar da altına ekleniyor. Sevimli eğlenceli birşey...
Buyrun bu da benden hepinize gelsin...
Devamını oku >>>
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Futbol, İlginç Şeyler, Internet Alemi, Spor
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Futbol, İlginç Şeyler, Internet Alemi, Spor
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Türbanda moda olmaz sorunsalı...
Yine bir karşı yazıyla buraya fikirlerimi aktarmak istiyorum. Yanlış olduğumu düşünüyorsanız lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.
Dündü sanırım, Haber Türk'te izlemiştim, Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi ile "Türbanda moda olur mu, olmaz mı?" şeklinde bir telefon görüşmesi yapılıyordu. Konunun uçukluğunu bir kenara bıraktım, yapılan açıklamalar yine kafamda çeşitli düşüncelerin şekillenmesine sebep oldu.
Türban konusuna girmeyeceğim. Yeterince zamanımızı aldı geçmişte. Fakat şunu merak ediyorum. Şöyle bir açıklama vardı: "Seksi şekilde olmamalıdır, kadın seks aracı değildir, olmamalıdır, karşısındaki erkeklerin cinsel arzularını körüklememelidir." Yahu kadını seks aracı/objesi olmaması için birşeyle yükümlü tutmak onu tam aksine bu şekilde görmüş olmanın ürünü değil mi?
Şimdi efendim, kadını da erkeği de Allah yaratmış, öyle değil mi? Yani ne kadının ne de erkeğin fizyolojik ve anatomik özellikleri kendi seçimleri değil... Bu durumda erkeklere kıyasla doğuştan bazı farklı özelliklere sahip olan kadınlar mı suçludur ve fazladan birşeyler yapmak zorundadır, yoksa bu özellikleri farklı türlü algılayabilen erkekler mi suçludur? Demek istediğim, elbette ki çıplak gezelim demiyorum, saçma olur zaten, fakat normal bir iş kıyafeti giymiş ama yine de çekici bir bayanın (diyelim ki saçları açık ve bir miktar dekoltesi var), karşısındaki erkekte farklı duygular uyandırması, kadının suçu mudur, erkeğin mi? Bu durumda kadın mı örtünmelidir, yoksa erkeğin mi güdülerini örtmesi gerekmektedir? Yanlış anlaşılmasın, çılgınlar gibi düşük bel pantolonlar giyelim, üstümüz başımız açık gezelim demiyorum fakat bir bayanın saçından, kolundan; bir erkek etkileniyorsa, bunu oturup biraz da erkeklerin düşünmesi gereklidir diye düşünüyorum vesselam.
Nihayetinde art niyetli düşünceyi yaratan erkek oluyor genelde. Örneğin durup dururken yoldaki bayana laf atan erkek mi suçludur, yoksa tacize uğrayan kadın mı? Bu durumda o laf atma özelliklerine sahip fakat insanlık dışı varlığı mı mumyalayıp örtmeli, yoksa kadını mı fazladan örtmeli? Bilemedim ben...
Devamını oku >>>
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Laiklik ateistlik mi demektir veya Metallica konserindekiler satanist miydi?
Başlık yanlış anlaşılmasın, ben demiyorum bunları... Fakat az önce böyle kelimelerin geçtiği bir köşe yazısı okudum. Yorum yapmak istedim fakat yorum sayfası dakikalarca açılmadığı için, ben de yazıyı kendi köşeme alıp, buradan cevap verme ihtiyacı hissettim. Hakaret etmeyeceğim, saldırıda bulunmayacağım, sadece sesli düşünmek istiyorum. Öncelikle yazıyı şuradan da okuyabilirsiniz. Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç kaleme almış. Ben de aynen dokunmadan yapıştırayım Ali Bulaç'ın yazısını:
---
"Sözün bittiği yer!
Güngören'de gerçekleştirilen terör eyleminde 17 insan hayatını kaybetti, 150 kişi yaralandı. 70 milyon insanın yüreğine ateş düştü, inanıyorum ki Türkiye'nin her tarafında insanlar bu dehşet verici olay karşısında kahroldular.
"70 milyon" diyoruz, 70 milyonun hepsi değil; bunun istisnaları var. İstisnalar tabii ki azdır. Belki yedi bin, belki 70 bin. İsterseniz bunları sıralayalım:
Hiç kuşkusuz, en başta bu vahşeti planlayanlar, gerçekleştirenler. Tabii ki bunların içi yanmadı, aksine "işleri"ni gerçekleştirmiş olmanın "gururu"nu yaşadılar, "mutlu" oldular. Bedenleri parçalayarak elde edilen mutluluk! Başardıklarını zannettiler. Aslında bu insan kılığından çıkmış yaratıklar, kendilerini aldattılar, çünkü "gurur" aldanma ve aldatmadır. Bu nasıl vicdandır ki, insana masumları katletmeye izin veriyor! İnsanların canına kastetmek övünülecek bir iş değildir, aşağılık bir fiildir, katilliktir, caniliktir. Bu fiili meşru veya mazur gösterecek hiçbir ulvi gerekçe olamaz.
70 milyondan istisna etmemiz gereken başkaları da var. Bunların kategorileri farklı. Mesela, Güngören sokaklarında can pazarı yaşanırken, doğumuna 13 gün kala hamile bir anne bebeğiyle, insanlığın ilk masumiyet halini bütün sevimliliğiyle yüzünde taşıyan 5 yaşında bir çocuk, 13 yaşında gencecik bir kızcağız paramparça olurken, ekranlarında eğlenmeye devam edenler; vur patlasın çal oynasın göbek atanlar. Çığlıklar kulaklarına ulaşmadı ya da ulaştı da "kulaklarında ağırlık" olduğu için duymadılar. "Kalbinin üzeri örtülü" olanın ne kulağı işitir, ne gözü görür. Basireti bağlanmıştır çünkü.
Her zamanki gibi İbrahim Tatlıses baş rollerdeydi, yanı başında yaşanan vahşeti umursamadı, duymadı bile. Boyattığı saçlarından, yaşından-başından utanmadan, elinde mendil göbek atmaya devam etti; artık insani hasletlerinin büyük bir bölümünü kaybetmiş toplama seyircileri de ona eşlik etti. Bu onun ilk vukuatı değildir. Hakkari Dağlıca baskınında 12 gencecik askerin hayatını kaybettiği olayda da İbo göbek atmaya devam etmişti.
Sadece Atv'de İbo mu? Devletin kanalı TRT 1'de şarkıcı Emel Müftüoğlu ve Şafak Sezer'in birlikte sundukları 'Çifte Kavrulmuş' adlı programda da aynı saygısızlık yaşandı. Devletin televizyonu, hemen yayınını kesmiyor, halkı eğlendirmeye devam ediyor. Star'da 'İkizzler' adlı şarkı yarışması, Fox TV'de 'Roman Star' gibi yarışmalar yine sazlı sözlü eğlencelerine devam etmekte hiçbir sakınca görmediler. Daha trajik olanı, ertesi gece, yani olayın üzerinden 24 saat geçtiği halde TRT Int şarkılı türkülü, göbekli danslı program yaptı; bütün dünyaya, bunca insanın can verdiği, yaralandığı olayın devlet televizyonunun umurunda olmadığı mesajını vermiş oldu. Muhtemelen şekerim yükselmiş olacak ki, telefon açıp "Beyler, hiç mi bu canlara saygınız yok!" diyecek oldum, telefonu suratıma kapattılar. Muhafazakâr-demokrat bir iktidar döneminde yayın yapan devlet televizyonudur bu, hikmet-i hükümet etmiştir, hikmetinden sual olunmasını istemez.
Başkaları da var! İstanbul'un göbeğinde, Ali Sami Yen'de Metallica adlı müzik grubu bir konser verdi. Türkiye'nin her tarafından 40 bin kişi toplanmıştı. Programın başlamasından 15 dakika önce, konserin verildiği yerden birkaç km ötede, yani Güngören'de cesetler parçalandı; kol bacak havaya uçuştu. Bu laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin de umurunda olmadı. Transa geçmiş vaziyette kafalarını sallamaya devam ettiler; tepindiler; kendilerine özgü ritüelleriyle satanizmden ödünç tapınmalar yaptılar. İçtiler, bağırdılar, gürültüyü bastıran gürültü cinsinden müzikleriyle İstanbul semalarından arşa yükselen çığlıkları, bedenleri parçalanan masum insanların feryatlarını bastırmaya çalıştılar. Ve elbette sorumsuz gazete ve televizyonların boy boy yayınladığı kanlı ceset görüntüleri. Bu, kan tutmasının insana vahşeti teşhir ettirmesidir!
Burası sözün bittiği yerdir. Bu ülkede hiç kimse, hiçbir merci, sözü bitiren bu saygısız, bu umursamaz, bu artık hissizleşmiş insanlara bir şey diyemiyor. Hepimize yazıklar olsun!
---
Sırayla gidelim. Yazı "olumlu" başlıyor. Evet, televizyon programları, özellikle "eğlence" konseptli olanlar, programa ara verebilirlerdi, içeriğini değiştirebilirler veya hani "göbek atma" vaziyetinden çıkıp daha sığ bir şekilde programı sürdürüp kapatabilirlerdi. Bu konuda haklısınız. Çünkü onlar günlük veya haftalık yayınlar ve bir kerelik böyle birşey yapmaları mümkün.
Fakat gelelim Metallica konseri ile işin çığırından çıktığı noktalara. Şimdi evvela açıklayayım, konsere ben gitmedim. Yani herhangi bir şekilde "üzerime alındığım" bir nokta yok. Fakat yazıdaki vahim noktalardan ötürü, kendime sormadan edemediğim noktalar ortaya çıktı.
Konser dediğimiz kavram, TV programı kadar dış dünya ile etkileşimli bir unsur değildir. Yani demek istediğim haberlerin "aktığı" bir TV'de program sunuculuğu yapmakla, tamamen dış dünya bağlantınızın kopmak durumunda kaldığı bir etkinliği aynı kefeye koyamazsınız. Patlamanın olduğu dakikalarda, önceki geceden beri konseri bekleyen insanlar çoktan stada girmişler ve herhangi bir şekilde haber alabilecekleri bir kaynaktan tamamen uzakta kalmışlardır. Daha basit açıklayayım, patlama olduğunda, konserdeki insanlar imkânları dahilinde olmayan sebeplerden ötürü patlamadan en ufak bir bilgileri yoktu. Zaten bilgisi alınmayan bir haberden ötürü kesinti yapılamazdı. Unutmamak lazım ki, haber gelse bile 9-10 senede bir gelebilen yabancı bir grubun haftalar önceden satışa sunulan biletleri alarak gelmiş insanlara "konser" sorumluluğu vardır ve o gün için yarıda kesmek bu tip büyük organizasyonlar için ne yazık ki mümkün olmayan şeylerdir, nihayetinde bir düğün salonu eğlencesinden bahsetmiyoruz. Aynı şekilde bir Eurovision'ı, Şampiyonlar Ligi Müsabakasını yarıda kesmek mümkün müdür?
Ayrıca bu o kadar "mantıksız" bir hedef alma ki, size aynı şekilde onlarca örnek verebilirim. Misallerle gidelim; yine o saatte Kadıköy'de ailesiyle sinemada olan şahıslar, sinemayı size göre "şuursuzca" izlemeye devam ettiler diye insanlık dışı bir hareket mi yaptılar? Hayır efendim, haberleri yoktu en başta. Olsa bile henüz işin vahametinde değildiler, çünkü o gece, o saniye durumu anlayabilecek bir noktada değildiler. Aynı şekilde o gece o saatte sevdiği insana evlenme teklifi yapan insan ya da eşiyle yemeğe çıkmış insan veya çocuklarını parka götürmüş insanlar da böyle sert ithamlara maruz kalabilir mi? Veya... Bu olay bir Fenerbahçe - Galatasaray derbisinin son 10 dakikasında yaşanmış olsa idi, aynı yakıştırmaları yapar mıydınız taraftarlara?
Burada belli ki iş Metallica ve oradaki izleyicilerin "tarz"ları sebebiyle değişmiş. Tabii ki Güngören'deki insanların acısı sebebiyle yüksek miktarda ajitasyonlarla okları belirli yere çekme çabası sezilmekte. Yazıdaki "laik, ateist, agnostik, aczmendi müsveddelerinin" kısım ile bu durumu net bir şekilde görebiliyoruz. Ne üzücüdür ki burada tüm "laikliğe" ithamda bulunulmuş bir hava algılayabiliyoruz. Laik insan, ateist midir efendim sorarım? O cümlenin içindeki kelimelerin orada ne işi olduğunu geçtim, içinde "laiklik"* ne aradığını hiç anlayamadım. Demek laiklik de, hakaret ve karalama maksadıyla kurulan cümlelerde kullanılabiliyormuş. Ama laik, ateist gibi kelimeler hakaret midir ki? Hayır. E agnostik, o da değil. Peki aczmendi? Onu bilemedik, giyiniş tarzlarından ötürü eklenmiş olsa gerek yoksa cümle içinde tezat bile kaçıyor. O zaman hakaret maksadını nereden çıkardım?
1) Oradaki insanların 1 tanesi hakkında bile bilgi sahibi olmadan gelişigüzel sıfatlar eklenmesinden,
2) En sona eklenen "müsvedde" kelimesinden.
(*Bakalım ben neler demişim laiklik için: Buyrun)
Biraz daha indirgeyelim soruyu, bir insana sevdiği bir müzik türü sebebiyle ateist veya satanist damgası vurabilir miyiz? O insanı tanıyor muyuz bu kadar? O insanla hiç teşrikimiz olmuş mu? Veya olsa bile, herkesin inancı kendine değil midir efendim? Bize karışmak düşer mi eğer ki inancı kendisine ve çevresine zarar vermiyorsa?
Yapmayın beyler yapmayın... Moderniz, ilericiyiz, rasyonelliğe önem veriyoruz, Avrupa Birliği'ne girmek istiyoruz diye konuşurken, yanlış insanları yanlış kelimelerle hedef alarak yazmak, bizi hiçbir noktaya götürmez.
Devamını oku >>>
Çarşamba, Temmuz 30, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Organizasyon, Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Terör, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 7 yorum
Etiketler: Organizasyon, Siyasi - Politik, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var, Terör, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 7 yorum
Güngören'deki hain saldırıyı kınıyoruz!
Dün akşam saatlerinde Güngören'de meydana gelen 2 patlama sonucu en son gelen bilgilere göre 17 vatandaşımız hayatını kaybetti, 154 kişi de yaralı... Fazla söyleyebilecek birşey bulamıyorum. Saldırının PKK tarafından yapıldığı söyleniyor. Nasıl bir ülkede yaşadığımızı ben anlayamaz oldum artık. Krizler, suikastler, saldırılar, cinayetler, şunlar bunlar... Nedir efendim bu işin sonu? Nereye gidiyoruz biz...
Öyle anlar oluyor ki, bas bas haykırasım geliyor. Halk saçma sapan sebeplerden o kadar kutuplaştı, o kadar cepheleşti ki, artık birlik olmayı unuttuk gidiyoruz. Hal böyleyken de fırsattan istifade eden çok olur tabii...
Haydi oturun düşünün biraz...
Devamını oku >>>
Pazartesi, Temmuz 28, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Terör, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Terör, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
ATO'dan Unutulan Manşetler!
Ankara Ticaret Odası'nın hazırlamış olduğu çok güzel bir arşivi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sinan Aygün'ün ön ayak olduğu çalışma için bir hayli çaba sarfedildiği aşikâr. 1919'dan 2007'ye kadar önemli gazete manşetlerini toplamışlar ve bilgisayar ortamına aktararak çok hoş dökümanlar haline getirmişler.
Buradan bu güzel arşivlere ulaşabilirsiniz. Benim de ilk ilgimi çeken Kıbrıs Harekâtı sebebiyle 1973 - 1975 arası oldu. Gerçekten zor zamanlarmış...
1919 manşetleri ise pek çarpıcı gerçekten. Bir tane de "Mustafa Kemal kimdir?" başlıklı makaleye rastladım.
Ne yazık ki bir miktar unutkan Türk halkımız için hatırlatıcı güzel bir toplama olmuş. ATO'ya teşekkür etmek lazım. Dosyaları "Hedefi Farklı Kaydet" seçeneği ile bilgisayarınıza yükleyip, çalıştırmanız daha iyi olacaktır. (.pdf nasıl açılıyor ki yahu diye soruyorsanız, sizi şöyle alalım.)
Devamını oku >>>
Pazar, Temmuz 27, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Tarih, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Tarih, Toplumsal, Türkiye Cumhuriyeti
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Aykırı Sorular'ın bugünkü konuğu Zeki Sezer'di...
Cumartesi geceleri Skytürk'te yayınlanan Aykırı Sorular'ın bu haftaki konuğu Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer'di. Enver Aysever'in yürüttüğü programın içeriği, sorulması en sona bırakılan bütün en uç soruları sormak yönünde oluyor genelde, ki programın ismi de bu.
Ergenekon'dan, AKP'ye; Ecevit'ten bugüne kadar pek çok soru soruldu ve konuşuldu. Ara ara cevapsız sorular da kalsa güzel bir sohbet oldu. Bülent Ecevit'in liderliğindeki DSP'yi Türk Siyasi Tarihi ve Türk Dış Politikasındaki duruş, tavır ve stratejileriyle hep sevmiş ve sempati duymuşumdur. Gerek Ecevit'in düşünceleri gerekse de DSP'nin parti programı olması gereken bir "sol" tanımı için uygundur. Fakat Zeki Sezer'den sonra DSP'nin aynı gücü toplayamayacağını düşünüyordum ancak bugün kendisi pek bir iddialı olduğunu dile getirdi ve iktidar olacaklarını belirtti. Son 1 sene içerisinde miting çalışmalarının hızla devam ettiğini ve artık halkla buluşmaya başladıklarını da ekledi. Dileriz bu atılımlarla solu tekrar canlandırabilir Zeki Sezer. Kendisinin "Başbakanlık" potansiyeli ne kadar var tam bilemiyorum ama Ecevit gibi, dürüst, terbiyeli ve sakin bir siyaset adamı olduğu kesin. Bu da önemli bir şey.
Ayrıca aklıma gelmişken, Çorlu'da oturan arkadaşımın geçen anlattığı birşey vardı. Tuncay Özkan gelmiş Çorlu'ya, gitmiş görmüşler. Siyasete fiilen atılacağı parti hemen hemen hazırmış ve şehirlerdeki örgütlenmeler de tamamlanmış. Ekim gibi de mitinglere başlayacakmış. Bakalım gelişmeleri takip edeceğiz. Umarız bu oluşumlar Türk Siyasetinin daha temiz ve daha etkin canlanmasına sebep olurlar.
Hatta şurada da ayrıntılı haberi varmış:
"Her şeyi hemen hemen tamamladık. İsmi konusundaki açıklamayı Ağustos ayının ikinci yarısında yapacağız. Tüzük, program tamam partiyle ilgili tüm çalışmalar tamamlandı. Arkadaşlarımızı 24 Ağustos ile 24 Eylül arasında eğitime alacağız. Ondan sonra Türkiye`ye dağılıp, Türkiye`de korkunun krallığını, zalimlerin zulmünü sonlandıracağız. Eğitimlerin adı Türkiye`yi karanlıktan kurtarma eğitimler olacak."
Devamını oku >>>
Pazar, Temmuz 27, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 2 yorum
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 2 yorum
Ergenekon'da 2500 sayfalık iddianame su yüzüne çıktı...
Hürriyet'in ilgili haberinden, iddianamenin 7 parça halindeki dosyalarını (toplamda yaklaşık 500 MB) indirebilirsiniz. .pdf olan dosyaları açabilmeniz için Acrobat Reader programına ihtiyacınız var, onu da buradan bulabilirsiniz.
2500 sayfanın hepsi de nasıl okunur bilmem ama gerçekten hayret verici maddeler var. Okuyup, anlamak lazım.
Devamını oku >>>
Cuma, Temmuz 25, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Siyasi - Politik
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Siyasi - Politik
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
SAW V - Testere 5
Bakalım bu sefer arka planda kim olacak? Gerçi 4'ün sonunda kafalar çok karışmıştı, bilare tekrar izlemek lazım.
http://www.saw5.com/
Devamını oku >>>
Adalarda gidilecek yerler: Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada...
Efendim yaz sezonun açılmasıyla, güneşlenilecek ve denize girilecek pratik yerler bulabilmek için Adaları keşfetmeye başlamıştım. Her zaman da Internet'te Adalar hakkında araştırma yapıp, denizi, gidilecek yerlerini bulmak için uğraşıyorum ama çok dağınık halde bilgiler, dolayısıyla biraz da ben bildiklerimi aktarmak, arayanlara kaynak olabilmek istedim.
Geçen sene de Kınalıada'ya gitmiş görmüştüm. Bu sene de Büyükada'dan başlamak istedim. Büyükada'da denize girebileceğiniz 4 yer var:
Yörükali Plajı
Prenses Plajı
Nakibey Plajı
Kumsal Plajı
Nakibey ve Yörükali için Büyükada'dan vapurdan indiğiniz gibi sağ taraftan motorlar kalkıyor. "Kumsalı olan tek plaj" diye ilgimi çektiğinden Yörükali'ye gideyim demiştim. Pek umduğumu bulamadım. 20 - 25 dakikalık motor yolculuğundan sonra orta büyüklükte bir koya geliyorsunuz, güvenlik için sınır çekilmiş, cankurtaran var, gerçekten de kumsalı var... Fakat biraz küçük ve şezlonglar çok yanyana, haliyle insan biraz daralıyor. Ama tesis fena değil, yani idare eder...
Diğer 3 plaja gitmedim, gitmeyi de düşünmüyorum, zira ilk seçimim olan Kınalıada tekrardan ilgimi çekmeyi başardı. Kınalıada'ya iner inmez, sağda veya solda upuzun iki plaj var ve ikisi de yeterince geniş ve büyük. Vapurdan inip Adayı karşınıza aldığınızda sağda kalan plajı daha çok beğeniyorum, temiz, hesaplı ve denizi güzel. Yalnız buradaki tek sorun kumsal olmaması, taş ve çakıllarla dolu olması. Dolayısıyla biraz canınız yanabilir ama bunu da çözmenizin çok kolay bir yolu var. Hemen yol üzerindeki dükkanlardan bu tip plajlara özel üretilmiş ayakkabı, terlik, mest karışımı bir koruyucu alabiliyor ve bununla rahat rahat denize girip çıkabiliyorsunuz, yana fotoğrafını koydum.Devamını oku >>>
Cuma, Temmuz 25, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Tecrübe Edindiklerim
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Tecrübe Edindiklerim
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Extreme Tracking'in Türkiye'ye engel koyması ve ah şu akıllı Türkler...
Birçok site sahibinin istatistik almak için kullandığı ve pratikliğiyle beraber, sunduğu ayrıntılı ziyaretçi bilgileri sayesinde çok tutulan eXtreme Tracking, Mart 2008'de Türkiye'den kullanıcı alımını durdurmuştu. Şimdi ise hepimizi şok edici bir karar alarak, Türkiye'den gelen tüm erişimi engellemiş. Yani Türkiye sınırları içerisinde Internet'e bağlanmışsanız eXtreme Tracking'e giremiyorsunuz (DNS ve proxy ayarları yapanlar istisna olabilir).
Peki diyeceksiniz ki neden? Efendim malumunuz, biz Türkler çok zekiyizdir, pratik zekâlıyızdır ve bu yöndeki zekâmızı hep işin kolayına kaçabilmek ve çeşitli cingözlükler yapabilmek için kullanırız... İşte yine kanıtı olacak bir şekilde, eXtreme Tracking'in kapatılmasındaki önemli etkenlerden biri kodlarında oynama yapan, modifeyeli, hileli kod yapıştıran Türk kullanıcılar. Ücretsiz kullanımın tek bir şartı var, siteye sayacın linkini yerleştirmek, bunu beğenmeyip, istemeyip kaldıran zekiler yüzünden veya başkasının kodunu kendiymiş gibi gösteren düzenbazlar yüzünden biz de erişimden olmuş olduk. Tabii bir de Türkiye'den ücretli üyelik kullanımının çok az olması ve sitedeki reklamlara da hiç tıklanmaması etken olmuş.
Ne diyelim... Umarız, eXtreme bizi affeder de erişimi açar yine.
Devamını oku >>>
Pazartesi, Temmuz 21, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Internet Alemi, Söyleyeceklerim Var
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Etiketler: Internet Alemi, Söyleyeceklerim Var
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
The Dark Knight - Kara Şovalye IMDB üye oylamasında 1. sıraya ulaştı!
İnanılır gibi değil! Daha yeni vizyona giren The Dark Knight (Batman Begins'in devam filmi), şu an 23,611 oy ve 9,5 puanla IMDB ilk 250'de 1. sıraya yükseldi. Film Türkiye'de 25 Temmuz'da vizyona girecek ancak okuduğum tüm incelemelerde Kara Şovalye'ye tam puan verilmiş durumda ve filme muhteşem övgüler yağıyor. Açıkçası aklımda gitmek yoktu ama çok merak ettim durum böyle olunca... Filmin reklam ve pazarlaması gerçekten çok güzel şekilde yapılmıştı fakat içerik kaliteli olmalı ki geri tepmedi yorumlar. Bakalım merakla bekliyoruz şimdi...Devamını oku >>>
Melen Çayı da çok sağlıklıymış hani...
Efendim Hürriyet'te gördüğüm haberler serisine göre, Melen'e bildiğiniz kanalizasyon karışıyormuş (Resim 1, Resim 2). Fakat yine İBB'den gelen açıklamaya göre, Melen türlü arıtmalardan geçerek (Ömerli İçme Suyu Arıtma Tesislerinde) sağlıklı bir şekilde bize ulaşıyormuş. Yani İstanbul'daki tüm musluk suları halen içilebilirmiş.
Öyle umuyoruz...
Devamını oku >>>
Dünya çapında ilk 500'e giren üniversiteler: Academic Ranking of World Universities
Şangay Jiao Tong Üniversitesi'nin 2003'ten beri yaptığı Dünya Üniversiteleri sıralaması organizasyonu olan ARWU (Academic Ranking of World Universities) her yıl düzenli olarak 15 Ağustos'ta yenileniyor. Yani 2008 sonuçlarına 1 aydan az bir süre kaldı. 2007 sonuçlarına ise şuradan bakabilirsiniz. Listeyi tabii ki Birleşik Devletler doldururken, Türkiye'den maalesef 1 üniversitemiz listeye girebilmiş, o da 473. olan İstanbul Üniversitesi. Peki kriterler nedir bu listeye girebilmek için? Burada ayrıntılı bir şekilde açıklanmış. Buna göre üniversitenin akademik kadrosunun büyüklüğü, yayınlanan uluslararası makaleler, alınan Nobel Ödülleri, Fields Madalyaları, eğitim kalitesi gibi birçok ayrı yere bakılıp üniversitenin puanı 100 üzerinden hesaplanıyor.
Yalnız bu tip sıralamaların daha birçok türevi mi var bilemedim, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı gibi üniversitelerin olmaması beni şaşırttı. Ne diyelim, darısı daha nice üniversitelerimizin başına...
Ekleme: Gerçekten de birden fazlaymış bu tip çalışmalar (liste). Ama en çok rabet göreni ARWU gibi.
Buradaki sıralamaya göre de, İstanbul Teknik Üniversitesi 390., Bilkent, İstanbul ve Sabancı Üniversiteleri de 401-500 arasında.
Devamını oku >>>
Cumartesi, Temmuz 19, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Organizasyon
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Organizasyon
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Hastası olduğum oyun müzikleri 1
Command and Conquer: Red Alert - Hell March
Battlefield 1942 - Main Theme
Warcraft 3 - A Call To Arms
Warcraft - War
World of Warcraft - Seasons of War
Mortal Kombat - Theme Song
Diablo - Tristram
Need for Speed: Underground 2 - Lean Back
Doom 1 - Soundtrack 1
Doom 1 (1992 - 1993 tarihlerinde ilk ya da ikinci dinlediğim ((ilk dinlediğim Prince of Persia olabilir, alttakiler değil, 89-90 oyunu ilk Prince'ten bahsediyorum tabii)) ve coştuğum oyun müziğidir.)
Prince of Persia - The Sands Of Time
Prince of Persia - The Two Thrones
Doom 3 - Tweaker
Age of Empires III - Main Theme
Devamını oku >>>
Cuma, Temmuz 18, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Bilgisayar, Bilgisayar Oyunları, Müzik, Soundtracks
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Etiketler: Bilgisayar, Bilgisayar Oyunları, Müzik, Soundtracks
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Transformers 2: Revenge of the Fallen'dan detaylar...
Şurada ve burada yazanlara göre Transformers 2: Revenge of the Fallen herkesin tahmin ettiği üzere Starscream'in dönüşünü ve Megatron'un dirilişini konu alıyor. Bu dirilişe Starscream yardım ediyor mu bilmiyoruz fakat Soundwave onu dirilten Decepticon'lardan olacakmış. Bu durumda kesin Jazz da bir şekilde dirilir.
Ayrıca buranın yazarı olsa gerek çektiği veya çekilen videoları bloguna eklemiş ki bu videolar Transformers 2'nin kamera arkası videoları. Vizyon tarihi Haziran 2009 olan filme tabii daha çok zaman var ama bir de şöyle fotolar var:
Devamını oku >>>
Perşembe, Temmuz 17, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Araba, Sinema, Transformers
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Etiketler: Araba, Sinema, Transformers
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 1 yorum
Vantage Point - Bakış Açısı
Tür : Gerilim / Dram
Gösterim Tarihi: 4 Nisan 2008
Yönetmen: Pete Travis
Senaryo: Barry Levy
Görüntü Yönetmeni: Amir M. Mokri
Yapım: 2008, ABD, 90 dk.
Oyuncular: Zoe Saldana, Matthew Fox (Kent Taylor), Dennis Quaid (Thomas Barnes), Sigourney Weaver (Rex Brooks), William Hurt (Başkan Ashton)
Vantage Point, Nisan 2008'de vizyona girmiş çok başarılı bir film. Kurgusu ve konsepti güzel işlendiğinden filmdeki her oyuncu başlı başına bir 'başrol' olmuş. Ayrıca bir çoğunuz için de tanıdık bir isim var. LOST'tan tanıdığımız Matthew Fox (Jack) filmde rol almakta.
Filmin konusu 11 Eylül'den sonra artan küresel terör ve suç için büyük bir mücadele oluşturmak sebebiyle birçok devlet başkanını bir araya getirecek olan geniş bir konferans yapılması. Konferansa ev sahipliği yapan İspanya'da geçen filmde, Amerika Başkanı'na suikast düzenlenmeye ve konferans engellenmeye çalışılıyor ve birçok entrikayı da beraberinde getiriyor...
Filmin nasıl ilerlediğini, nasıl bir çekim tekniğine sahip olduğunu anlatmak istemiyorum, çünkü kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Pişman olmayacaksınız.
Verdiğim Puan: 9/10
Devamını oku >>>
Rüya
Kaybolmuştum bir sigaradan yavaşça çıkan dumanın içinde
Belki de denizlerin en sonsuzunda...
Gözlerin, gözlerim; nefesin ciğerlerimde
Hissetmiyorum kendi bedenimi
Ama biliyorum ve gülüyorum
Biliyorum.
Bendeki seni...
Devamını oku >>>
Pazar, Temmuz 13, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Şiir - Öykü - Düz Yazı
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Şiir - Öykü - Düz Yazı
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Blogger ekibi durmaksızın çalışıyor...
Birçok Blogger kullanıcısı belki bilmiyordur ama Blogger geliştirme ekibi sürekli olarak ve hızla çalışmalarına devam ediyor. Blogger kullanıcılarına en iyi hizmet ve en iyi altyapıyı vermek için de devamlı kendilerini geliştiriyorlar.
http://draft.blogger.com adresinden bağlanıp, giriş yaparsanız, tüm yeni özelliklerden yararlanabiliyorsunuz. En taze olanları da, yazılara puanlama sistemi ekleyebilme, ayrı bir pencere yerine alta iliştirilmiş yorum formu ekleyebilme, tüm blogu saklayıp yükleyebilme (yazı arşiviyle beraber) ve yeni yazı editörü... Hepsi çok yararlı özellikler. Yalnız üzücü bir yanı, eğer modifiyeli bir siteniz varsa (yani orijinal Blogger şablonu değil de benimki gibi ekstra bir şablon) o zaman form ve puanlama gibi özellikler için kolları sıvayıp kodları sizin düzenlemeniz gerekiyor. Çok zor değil ama bazı şablonlar sorun çıkartabiliyor, benimki çıkarttı mesela, ama azimliyim yapacağım elbet.
Devamını oku >>>
Cuma, Temmuz 11, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Blog Dünyası, Blogger İpuçları
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Blog Dünyası, Blogger İpuçları
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Web Sitelerini engelleme silsilesi ve n'olacak bu YouTube'un hali?
Herhalde 3-4 aydır, belki daha fazladır, YouTube kapalı... Haliyle sitedeki YouTube videoları da sizlere ömür durumda ve bu çok can sıkıcı bir durum. Hani artık sorun teşkil eden bir video eklendiğinde hemen YouTube ile erişime geçilip, önce kaldırılması istenecekti?
İnternet için adam akıllı bir düzenleme yapılması lazım, olmuyor ki böyle... Birisi mi anlatmıştı, bir yerden mi okumuştum hatırlamıyorum ama, Mahsun Kırmızıgül adlı kişi, çektiği filmine kötü yorum yapılmış diye IMDB'yi kapattırmak istemiş, gelin görün ki, adres olarak www.imbd.com 'u vermiş. İşin ilginci, yanlış verilen "imbd" adresi 2007'den beri de kapalı gerçekten. Bu kadar kolay mı yani site engellemek? Bir araştırma, inceleme, neden-sonuç vs. yapılmıyor mu? (eğer hikâye uydurmaysa, Mahsun Kırmızıgül benim siteyi de şikâyet etmeden önce söylesin düzeltirim :))
Bunlardan evvel, herkesin kullandığı Wordpress kapatılmıştı, Google Groups bir süre kapalı kaldı ve Geocities halen kapalı... Yani mantığı nedir bu işin? Anlıyorum, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı şeyler veya Atatürk'e hakaret gibi içerikler gerçekten çok sınırları zorlayıcı olabiliyor ve insan deliriyor ama bunun bir sonu yok ki, arayıp bulana Google aratmaları bile tehlikeli o zaman. Yarın öbürgün bu sebeple Google engellenirse ne yapacağız?
İnternet sınırları olmayan bir deniz ve bu denizi ne sürekli kontrol edebiliriz ne de her yerini kapatarak güvenli hale getirebiliriz... Ayrıca şöyle bir durum var, verilen ceza kime veriliyor? Örneğin Y ülkesinde yaşayan kendini bilmez bir X şahsı -Türk olmayan, Türkiye'de yaşamayan- YouTube'a Atatürk'e hakaret içerikli video ekledi. Sonuç olarak Türkiye'den YouTube'a erişim engellendi. Biraz çelişki değil mi sizce de? Tamam, belki "tepki"mizi belli ediyoruz, veya tavır koyuyoruz ama bu ve benzeri sitelerden faydalı şekilde yararlananlar varsa ne olacak? Ki en basit örneği Google Groups... Üniversite öğrencilerinin grup açarak dersleri/ödevleri için yardımlaşma, paylaşma amaçlı kullandığını, hatta insanların iş hayatı/şehir yaşamı/turistik ve birçok çeşitli anlamda tecrübelerini paylaştığı ortamları engellemek kime ceza vermek oluyor?
Ben bilemedim, işin içinden de çıkamadım. Varsa fikirleriniz, yöntemleriniz, sizlerden de duymak isterim...
Devamını oku >>>
Perşembe, Temmuz 10, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Internet Alemi, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 5 yorum
Etiketler: Internet Alemi, Sorguladıklarım, Söyleyeceklerim Var
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 5 yorum
The Shawshank Redemption - Esaretin Bedeli
Tür: DramYönetmen: Frank Darabont
Senaryo: Frank Darabont, Stephen King (Kitap)
Görüntü Yönetmeni: Roger Deakins
Müzik: Thomas Newman
Yapım: 1994, ABD, 142 dk.
Oyuncular: Tim Robbins, Morgan Freeman, Bob Gunton, William Sadler, Clancy Brown, Gil Bellows, Mark Rolston, James Whitmore
1994 yılında vizyona girmiş olan Shawshank Redemption'ı ilk kez 2 sene evvel izlemiş olmam lazım. İzleyince ne kadar büyük bir eserden, klasikten, başyapıttan, şaheserden, ve dahasından mahrum kaldığımı anlamış oldum.
Film zaten IMDB kullanıcı oylamasında Godfather'dan sonra gelerek 2. sırada. Açıkçası birinciliğe çıkacağı günü iple çekiyorum.
Başrollerini Tim Robbins ve Morgan Freeman'ın paylaştığı Shawshank Redemption, her cümlesi, her repliği ile insana ayrı bir ders verebilen bir film ve böylesi bir film daha var mıdır yok mudur şu an hiç aklıma gelmiyor. Elbet birçok film var ki, verdiği mesajlarla, gösterdiği felsefeyle neler katabiliyor insana, ama Esaretin Bedeli'nde sizleri bekleyen inanılmaz bir 138 dakika var...
Az önce filmi tekrar izledim ve 2. kez izlemiş olmama rağmen yine 2 saat boyunca televizyon başından kıpırdayamadım. Çok üstün körü bahsedecek olursak filmin konusu, bir bankerin (Andy Dufresne) işlemediği bir suçtan ötürü Shawshank Hapishanesi'nde müebbet hapis cezasına çarptırılmasıyla başlıyor. Yılları burada geçmeye başlayan Andy Dufresne aynı zamanda hapishanenin de tabularını yıkmakta ve insanları şaşırtmaktadır.
Yakın arkadaş olduğu "Red" ile birçok olay yaşarlar ve en sonunda Andy'nin beklediği an gelir... Sıra "Esaretin Bedelini" alma vaktindedir...
Lafı fazla uzatmadan napın edin bu filmi izleyin derim sizlere... Yazıyı filmden güzel bir cümleyle de kapatalım:
"Hope is a good thing, maybe the best of things, and no good thing ever dies." / "Umut iyi birşeydir, belki de hayattaki en güzel şeydir ve hiçbir güzel şey asla ölmez."
Verdiğim Puan: 10/10
Devamını oku >>>
Devekuşu Kabare - Yasaklar
30 senelik maziye sahip Devekuşu Kabaresi, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Nevra Serezli, Demet Akbağ gibi birçok üstadın bir arada rol aldığı ve politik/toplumsal taşlamaları ile günümüzde bile halen anılan önemli bir eserdir.
Özellikle e-postama gelen bir bölüm, pek takdire şayandı, çünkü izlediğim sahneler bana çok tanıdık geldi, buyrun sizle de paylaşmak istiyorum:
Devamını oku >>>
Salı, Temmuz 01, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Etiketler: Siyasi - Politik, Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Sigara öldürür...
Salı, Temmuz 01, 2008
|
Altuğ KOÇ
Etiketler: İlginç Şeyler, Sağlık
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 3 yorum
Etiketler: İlginç Şeyler, Sağlık
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 3 yorum








