İŞTE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE GENÇLERİNİN YAPTIĞI AÇIKLAMANIN TAM METNİ
Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihte emperyalizme karşı verilen ilk Ulusal Kurtuluş savaşı ile kurulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde bağımsızlık mücadelesi veren Türk Ulusu sadece emperyalizmi değil ortaçağdan kalma gerici düşünceyi de tarihe gömmüştür. Türk Ulusu’nun kendi benliğinden mayalanan Atatürk Devrimleri kısa sürede ülkemizi kalkındırmış, bağımsız bir ekonomi temin etmiş , batılı emperyalistlerin Türkiye için istediği gerici düşünceyi boğmuştur. Mustafa Kemal’in maddi varlığının aramızdan ayrılmasından sonra hortlayan gerici düşünce Köy Enstitüleri’ni kapatmış, emperyalizmle kol kola Mustafa Kemal devrimleriyle hesaplaşmaya başlamıştır. İlk olarak bağımsız ekonomimizi, bilimsel eğitimimizi hedef alan Mustafa Kemal karşıtı güçler ülkemizin bugünkü şartlarına baktığımızda Ulusal Kurtuluş tarihimizden hiç ders almadan yüzsüzce, haince zafere ulaştıklarını sanmaktadırlar. Kemalist Devrimlerin amacı laiklikle birlikte siyasal yaşamı, eğitimi, hukuku, devlet ve toplum yaşamının gerekli kıldığı görevleri dinin kurallarının etkisinden , tekelinden kurtarmak; devlet işleri ile din işlerini birbirinden ayırmak; akıl ve bilimi toplum yaşamında egemen kılmaktır. Türk Devriminin zorunlu ve gerekli ilkesi LAİKLİKTİR ve bundan ödün verilmesi hiçbir şart ve koşul altında düşünülemez. Atatürk Devrimi ve Atatürkçü laiklik anlayışı ülkenin geçmişi ve geleceginde yazgının değil, aklın ve bilimin önemli olduğunu vurgulamış, yazgıcılığı reddetmiştir. Tarih gösteriyor ki bir dine veya bir mezhebe dayanan devletler her zaman geride kalmıştır. Din mabed hareminde insanların kalplerinde kaldıkça kardeşlik, huzur ve sukun kaynağı olmuş, böyle memleketlerde medeniyet ışığı parlamıştır. Geçmişte olduğu gibi bugün de memleketi geri götürmek, sömürmek isteyenler ulusal bilincin oluşmasından korkarak dikta rejimleri yaratmaya çalışmakta, dini bir menfaat aracı gibi kullanmaktadır. Halkı yoksullaştırıp sadaka toplumu yaratanlar, ülkemizi karış karış satanlar, ekonomimizi ve kaynaklarımızı yabancı devletlere bağımlı hale getirenler Ulus Devleti kendilerine tehdit olarak gören emperyalist devletlerle işbirliği yapmaktadırlar. Ilımlı İslam bu işbirliğinin en belirgin ürünü olup türban kavramıyla da hukuki, sosyal ve siyasal alanda Türkiye’ye dayatılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de kadınlarımızın %19’u okuma yazma bilmiyorken , %49’u cinsel ,%70’i ekonomik, %58’i fiziksel ve %75’i sözlü şiddete maruz kalırken, özgürlüğü türbana indirgeyerek anlamını daraltan türban savunucularına soruyoruz: Bu durumda kadınlarımızın birincil sorunu türban mıdır ?
Diğer taraftan bankacılık sistemi ve borsası yabancıların eline geçmiş, enerji bakımından tamamen dışa bağımlı , medyası kuşatılmış, sözde müttefiklerimizin desteklediği terör örgütü tarafından öldürülen onlarca insanımız varken, tersanelerde daha fazla rant uğruna ölüme terkedilen insanlarımız varken, açlık sınırının asgari ücretin çok çok üstünde olduğu bir ülkede yaşarken, sağlığın ve eğitimin paralı hale getirilmeye çalışıldığı, gençlerin tarikat ve cemaatler tarafından kuşatıldığı, ulusal ekonominin özelleştirmelerle çökertildiği bir süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ana gündemi türban mıdır ?
Laik hukuk sistemimize bütünüyle aykırı olan Cumhurbaşkanı’nınca onaylanıp resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, AB'nin önerileri, baskıları üzerine uyum paketine konulmuştur ve AB'nin beklentileri doğrultusunda çıkarılmıştır. Vakıflar Kanunu doğrudan doğruya Lozan Antlaşması'yla ilgilidir ve Anayasa Mahkemesi, Lozan'ı Anayasal değerde bir belge olarak kabul etmektedir. Lozan Antlaşması devletimizin temelidir. Lozan'da en küçük değişiklik yapılması, devletimiz temelleriyle ilgili ciddi sıkıntılar yaratır. Lozan Antlaşması'yla düzenlenen bir konunun kapsamı, bir yasayla Lozan'ın dışına çıkarılamaz. Çünkü uluslararası antlaşmalar hukukuna göre, bir antlaşma ancak başka bir antlaşmayla değiştirilebilir. Vakıflar Kanunu'nda, Lozan'a hiçbir atıf yoktur ve bu yasa ile Lozan'dan bağımsız olarak tek taraflı imtiyazlar tanınmaktadır.
Son günlerde hükümetin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerini tartışmaya açmasını ve türban ile birlikte çağdaşlaşmanın ön koşulu olan Laiklik ilkesini doğrudan hedef alan politikalarını kaygıyla izlemekteyiz. Hükümet aldığı %47’lik oy oranını gerekçe göstererek başta toplumun diğer kesimlerini, bilim, hukuk, meslek örgütlerini ve diğer toplumsal cevreleri görmezden gelip bu oy oranını, her istediğini yapan ben yaptım oldu anlayışıyla halkın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık sebebi olan değerleri üzerinde baskı aracı olarak kullanmaktadır. Bu uygulamalar gösteriyor ki AKP hükümeti ve işbirlikçileri, 1938’den hemen sonra başlayan karşı devrim sürecini tezgahlayanların günümüzdeki devamı ve uygulayıcısıdırlar.
Biz Atatürkçü gençler olarak ülkemizin bağımsız , çağdaş laik ve demokratik yapısını bozarak, ithal ılımlı İslam projesinin parçası yapmaya çalışanların dimdik karşılarında olduğumuzu bildirir bu konuda ki bütün haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızı kamuoyuna duyururuz.
Kaynak: http://www.haber262.com/index.php?option=com_content&task=view&id=2343&Itemid=407