LOST 4. sezon A.B.D.'de bugün başlıyor! Peki siz LOST: Missing Pieces'i izlediniz mi?


LOST 4. sezonun ilk bölümünü heyecanla beklerken, birçok kişinin belki haberi olmayan LOST: Missing Pieces'ten bahsetmek istedim. Kasım 2007 - Ocak 2008 sürecinde verilen Missing Pieces, LOST ilk 3 sezonda olmayan, her biri 2-3 dakika süren 13 bölümlük bir mini seri. Özellikle altının çizilmesi lazım ki, bu seri ne önceki sezonlarda geçiyor, ne de eski bölümlerin kesilmiş sahnelerinin harmanlanmasından oluşuyor. Tamamen yeni çekim. Peki neler oluyor? Bazı karakterlerin daha iyi tanınmasında ve anlaşılmasında önemli bir rol taşıyor. Ayrıntılı bilgi için bakabileceğiniz bazı adresleri vereyim:

http://en.wikipedia.org/wiki/Lost:_Missing_Pieces
http://lostpedia.com/wiki/Missing_Pieces
http://abc.go.com/primetime/lost/missingpieces/index?pn=index

Devamını oku >>>

ALES Kitapları - Çözümlü Testleri (Ales hazırlıkları başlar...)


Nisan'daki ALES yaklaşırken, yavaş yavaş hazırlıklara da başlamak iyi olur diye bugün arkadaşla Kadıköy'de ALES kitapları baktık. Önce Internet'ten yaptığım araştırmalara göre, ALES çok sıkı çalışma gerektirmeyen, sınavdan birkaç hafta evvel çıkmış soruları çözerek hazırlanılabilecek bir sınav(mış). Önemli olan hız, pratiklik ve okuduğunu anlama.

Sonuç olarak bugün 2 kaynak aldım. Biri Güvender Yayınlarının 10 deneme sınavlık seti diğeri de Pegem A Yayıncılığın çözümlü çıkmış sorular kitabı. Bakalım yavaş yavaş çözelim yine de.

Bu arada Kadıköy'de karşılaştığım herkese (Kağan x 2, Aslı) tekrardan sevgiler. :)

Devamını oku >>>

Büyük İskender Bir Tanrının Ölümü - Alexander The Great The Death Of A God


Uzunca bir zamandır Büyük İskender (Alexander The Great) hakkında kitaplar okumak istiyordum. Neredeyse 2500 yıl önce dünyayı kasıp kavuran, tüm dünyayı tek bir hükümdarlık altında birleştirme düşüncesini oluşturan İskender'i merak etmemek elde değil çünkü.

Neyse, bu merakımı ilk gideren kitap da, Paul Doherty'nin Büyük İskender Bir Tanrının Ölümü adlı kitabı oldu. Bir çok kaynaktan araştırarak, İskender'in ölümünün arkasındaki gizli perdeyi aralayan ve gerçekleri ortaya döken kitap, güç kaygılarının, saray entrikalarının, lider politikalarının hepsini birbir irdeliyor. Hepsinden öte İskender'in karakterini, içindeki hisleri, beynindeki düşünceleri, annesi ve babasıyla olan ilişkisini güzel bir anlatım ve kurguyla öğrenebiliyorsunuz. Akıcı, güzel bir eser. Tarihi merakı olanlara tavsiye ederim...

Kitabın Kitapyurdu bağlantısı

Devamını oku >>>

LOST'a 2 kala...


31 Ocak Perşembe günü LOST'un 4. sezonu sonunda başlıyor... Az beklemedik, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik.

2 gün kala hafızanızı tazelemek isterseniz buyrun bu 8 dakika 15 saniyelik videoyu izleyin:


Devamını oku >>>

American Gangster - Amerikan Gangsteri


Tür: Gerilim / Dram / Suç
Gösterim Tarihi: 18 Ocak 2008
Yönetmen: Ridley Scott
Senaryo: Steven Zaillian, Mark Jacobson
Yapım: 2007, ABD, 157 dk.

Oyuncular: Denzel Washington (Frank Lucas), Russell Crowe (Richie Roberts), Chiwetel Ejiofor (Huey Lucas), Josh Brolin (Dedektif Trupo)

Türkiye'de yeni vizyona giren film American Gangster - Amerikan Gangsteri, uzun zamandır isminden konuşturuyor.

Denzel Washington ve Russell Crowe'un başrolleri paylaştığı film, 1960 - 1970 arası Amerika'daki polis - mafya - çete - uyuşturucu - suç konularını harmanlayıp, seyirciye sunuyor ve bunu da bir hayli iyi başarıyor. Zira filmi 150 dakika boyunca hiç sıkılmadan izleyebiliyorsunuz.

İşine ve haysiyetine önem veren bir polisi oynayan Russell Crowe'un, uyuşturucu satıcısı rolünü üstlenip bir anlamda mafya babalığı yapan Denzel Washington'ın peşine düşmesiyle film iyice uç noktalara ulaşıyor. Yine kaçırmamanız gereken bir film derim.

Verdiğim Puan: 8/10

Devamını oku >>>

Blood Diamond - Kanlı Elmas


Tür: Gerilim / Dram / Macera
Gösterim Tarihi: 2 Şubat 2007
Yönetmen: Edward Zwick
Senaryo: Charles Leavitt
Görüntü Yönetmeni: Eduardo Serra
Müzik: James Newton Howard
Yapım: 2006, ABD

Oyuncular: Chris Astoyan (Billy), Leonardo DiCaprio (Danny Archer), Jennifer Connelly (Maddy Bowen), Djimon Hounsou (Solomon Vandy), Francois Grobbelaar (Mercenary), David Harewood (Captain Poison), Caruso Kuypers (Dia)

Hatırlarsınız, bir yazımda, aldığım derslerden bahsetmiştim. Bu derslerden birinin de "Dünya Siyaseti'nde Afrika" olduğunu belirtmiştim ve bu konuyla ilgili bir yazı hazırlamıştım (işte bu). Önce bu yazıyı bir okursanız, yazının kalanına ve bahsedeceğim filme daha sağlıklı bir başlangıç yapabiliriz.

Aslında bir hayli zaman geçti Blood Diamond vizyona gireli. 2007 yılının ilk aylarında vizyonda olan Blood Diamond, Kanlı Elmas, Afrika'daki kaos ortamını, düzensizliği ve şiddeti birebir çok güzel işleyerek anlatıyor. 1999 yılında geçen film, Sierra Leone'da asilerle hükümetin çarpışmasını, elmas kaçakçılığının nasıl yürüdüğünü, bu uğurda hayatların nasıl yok edildiğini veya kullanıldığını seyirciye çok güzel aktarıyor. Tabii bu konuda başrolleri paylaşan, Jennifer Connelly, Leonardo DiCaprio ve Djimon Hounsou da tebrik etmek gerekiyor çünkü filmde üstün bir performans sergilemişler. Sonuç olarak bu tarz konulara ilginiz varsa (hiç olmasa bile aksiyondan da haz alabilirsiniz) kesinlikle filmi edinip izleyin derim.

Verdiğim Puan: 9/10

Devamını oku >>>

Dans eden Papağan KarTopu - Dancing Parrot SnowBall


YouTube'da iki buçuk milyon kez izlenen Papağan Kartopu'nu bilenleriniz vardır. Bilmeyenler de kesin izlesin derim. Çok şirin. Başka kliplerinin olduğu bir blog bile açılmış: http://birdloversonly.blogspot.com/ Özellikle Queen'in Another One Bites The Dust" şarkısına eşliği çok güzel. Buyrun ben de YouTube'daki ünlü videoyu paylaşayım:


Devamını oku >>>

Osmanlı Cumhuriyeti


Yanlış duymadınız... Ata Demirer'in başrolde olduğu yeni film Osmanlı Cumhuriyeti "tiz zamanda" vizyona giriyormuş. İlginç ve keyifli bir film olacak gibi, buyrun fragmanları izleyin:




Devamını oku >>>

Batı Kimliği üzerine bir yazı...


“Batı Kimliği” üzerine…

“Batı” ve “Batı Kimliği” olarak adlandırdığımız kavramın üzerine yüklenen diğer anlamları iyi niteleyebilmek için öncelikle tarihsel arka plana göz atmak gerekir. Günümüzde de olduğu gibi çok eskilerden beri “Batı”; bilim, kültür ve medeniyet için önemli bir sembol olmuştur. Bunu pekiştiren nedenler çok sayıda olmakla beraber belirli kırılma noktaları Batı ile Doğu arasındaki uçurumu açtığı gibi esasında aralarındaki etkileşimi de arttırmıştır. “Doğu”, “Batı” için ne ifade ediyordu sorusuna vereceğimiz cevap, Doğu ve Batı arasındaki ilişkinin de nedenlerini ve sonuçlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır.

Kendilerini daima üstün bir ırk veya toplum olarak gören Batı tebaası, Doğu’yu hükmedilecek, kontrol altına alınacak bir nokta olarak görmüşlerdir. Bunu daha Büyük İskender’in Doğu’ya olan seferlerinden ve bu hedefte hayatını bile kaybetmesinden anlayabiliriz. İskender’den, 19. ve 20. yy. İngiltere’sinin Hindistan yönetimine ve günümüzde de A.B.D.’nin Ortadoğu politikasına kadar bu anlayış hiç değişmemiştir. Peki Batı devletleri bu gücü, bu kimliği nasıl elde ettiler, oluşturdular?

Batı Kimliği dendiğinde aslında bu tanımın içine giren en önemli 4 aktör: İngiltere, Fransa, İtalya ve İspanya’dır. Amerika kıtasının keşfinden sonra Amerika’ya Avrupa’dan göç eden 13 koloninin kökenini de bu kimlikler oluşturmuştur. Hıristiyanlığın en önemli merkezi olan Vatikan’ın Avrupa’da yer alması; Amerika kıtasının keşfi ve dolayısıyla yeni madenler ve kaynakların bulunması; Rönesans, Reform ve Fransız İhtilali gibi ekonomik sebeplerden çıkan sosyolojik sorunların patlak vermesiyle sanatın, ilimin, bilimin ve en önemlisi İnsan Hakları kavramının Avrupa’da ilgi görmeye başlaması; Sanayi Devrimi ile üretimin hızlanması ve devletlerin ticari ilişkilerini pekiştirmesi gibi birçok dönemeç Batı kültürünü geliştirmiş, Batı halkını önemli bir noktaya getirmiştir.

Avrupa kıtasında yukarıda saydığımız gelişmeler dışında bahsedilmesi gereken önemli 2 olay da, Dünya Savaşlarıdır. Ekonomik ve siyasi gerginliklerin son noktaya gelmesiyle patlak veren Dünya Savaşlarının çıkış noktası hep Avrupa merkezli olmuştur. 2 büyük savaşın yıkıcı gücü, dünya halkına böylesine büyük bir tahribatın ne kadar çok pahalıya patladığını öğretmiştir zira iki savaşın sonunda da kazanan ve kaybedenler arasında önemli bir fark olmamıştır.

2. Dünya Savaşı’yla beraber sahneye çıkan A.B.D, Avrupa’daki örgütlenme hareketlerine hız kazandırmış ve düzene uluslararası nitelikteki örgütler ile yön vermiştir. Avrupa Birliği’nin temelleri bu tarihlerde atılmış, Birleşmiş Milletler, Nato gibi uluslararası kuruluşlarla 3. bir savaş daha istemeyen “Batı” medeniyetleri bir çatı altında toplanmaya başlamıştır.

Ekonomik güç ele bir kere geçti mi kültürel ve sosyal anlamda da tüm gücü ele geçirmek mümkündür. İşte bu sayede işleyen sistemde, ekonomik gücü elinde bulunduran A.B.D ve Avrupa tüm dünyaya etki edebilmekte ve kendi kültürlerini yayabilmektedir. Teknolojik gelişmelerin hız kesmeden devam etmesi ve küreselleşen dünyada “para”nın bir saniye içerisinde sınırları hiçe sayıp ülke değiştirebilir hale gelmesi çok uluslu / uluslararası şirket kavramını ortaya çıkarmıştır.

Bugün, giydiğimiz bir Levis pantolon ve Converse ayakkabı ile McDonalds’ta Coca-Cola içtikten sonra bir Hollywood filmine gidiyor olmamız, işte bu Batı Kimliğinin sonuçları (kültürel fetih) ile olmaktadır.

Devamını oku >>>

Avrupa Diplomasi Tarihi


Avrupa Diplomasi Tarihi (Ders notudur, kesin bir akademik bilgi içermez. Bazı dipnotlar açıklayıcı olabilmesi için Vikipedi'den alınmıştır.)

1919 – 1939 Avrupa’daki Siyasi Gelişmeler

1919, 20 yy.’ın kuruluş tarihidir. Paris Barış Konferansı[1] ile İngiltere’nin tanımladığı yeni dünya düzeni oluşmuştur. Bu düzenden kimse mutlu değildi. 1919’da İngiltere’nin yoğunlaştığı bölge “Ortadoğu”dur. Ortadoğu’da boşluk çıkacağı görüldü, aktörler belirlendi.

Ortadoğu’dan başka beklenmeyenler gelişti. Avrupa’da durum patlama noktasına geldi: Hitler.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere Churchill ile daha istikrarlı bir yol izledi. Ana gerginlik noktası Almanya ve stressi arttıran Fransa’dır. Sovyetler ana aktör olma yolunda sahneye çıkarlar.

20.yy.’a kadar merkez Orta Avrupa’dır. Daha sonra 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu.

Pasifik havzasında ise Çin, Japonya stres birikmesidir. En çok stresi Versay ile Almanya yaşamıştır.

1919 – 1921 li Yıllar

Ø 1918 Almanya’da Başbakanlığa Max De Bade getirildi.
Ø 1918 yılının Ekim sonuyla Kasım ayında ihtilal başlar. Avusturya çöker, Bavyera’da ayrılıkçı akımlar yükselir.
Ø 1918’de Versay ile Almanya kötü yola girer. II. Wilhem Almanya’yı büyük devlet yapmak istiyordu. Temel hedef: Tek Almanya, sosyal demokratlar Wilhem’in tahtan inmesini istiyor. Kamuya ait binalarda kızılbayraklar çekilir.

Kızıllar Almanya’da

Rose Luxemburg’un yönettiği Spartakistler ayaklanma çağrısında bulunur (Sovyet desteği var). Wilhemin çekilmesini isterler, Wilhem reddeder. 9 Kasım’da Spartakistler ayaklanır. Ayaklanma Berlin’i sarar. Meclisin dağılması istenir. Kral Hollanda’ya gider. 9 Kasım 1918’de Almanya Cumhuriyeti ilan edilir. Almanya sokakları kaynar. (Kızıllar, Sovyetler, Komünistler)

Sosyal demokrat geçici hükümet kurar. Spartakistler Alman Komünist Partisini kuruyor. Kanlı baskın yapılır. Rose Luxemburg öldürülür. Nisan 1919’da komünistler dağılır. Sosyal demokratların desteği ile Sovyet tipi ihtilal başarısız olur.

Weimar Cumhuriyeti

Weimar Cumhuriyeti kurulur. Versay antlaşmasını imzalayan hükümetin başbakanı Erzberger öldürülüyor. Almanya’yı bekleyen 2 tehdit var: Bolşevikler, Fransız işgali.

Değişen Avrupa Dengeleri

Ø Avrupa’da sıkıntı hakim.
Ø Milliyetçilik akımı güçlenir.
Ø Sosyal alanda gelişmeler, kadın önemli hale gelir.
Ø Siyasi rejimlerde meydana gelen değişiklikler, ideoloji savaşları.

Milliyetçilik Akımı

Ø Rusya’da ihtilal, Almanya’da ihtilal denemeleri, Macaristan’da gelişmeler, Avrupa’daki milliyetçilik hareketlerini güçlendirir.
Ø Türkiye’de de etkileri görülür.
Ø Fransa, Saar bölgesine göz diker. (Almanya)
Ø Milliyetçilik Tuna ve Doğu Avrupa’da yoğunlaşır.
Ø Bolşeviklere göre Milletler Cemiyeti[2] kapitalistlerin dünyayı yönetmek üzere kurdukları bir sistemdir.

Sosyal Alanda Gelişmeler

Ø Kadınlar daha çok iş hayatındalar
Ø Savaş endüstrisi, işçilerin kötü çalışma şartlarını ve sendika üye sayılırını arttırdı. Fiyatlar artar, enflasyon yükselir.
Ø Almanya yanında Fransa, İngiltere ve Belçika’da da yayılır.
Ø İtalya’da sosyalistler güçlenir (Mussolini). Danimarka’ya kadar sosyal kıpırdanmalar var.
Ø Lenin’in evrensel ihtilal fikir Almanya’da ortaya çıkar.

Siyasal Rejimdeki Değişiklikler

Ø Fransa, İngiltere demokrasiyi savunurlar.
Ø Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı biter.
Ø Sahneye A.B.D. çıkar, Montro doktrinini aşar.

İngiltere ve Ortadoğu’da Yeni Düzen (19-39)

Ø Mandater yapı oturtulmaya çalışılır.
Ø Filistin meselesinin temeli atılır.
Ø Ortadoğu’ya Yahudi göçü başlar. İsrail Devleti’nin oluşumuna kapı açılır. Musevilik-Yahudilik-Siyonizm
Ø Suriye, Irak, Lübnan gibi ülkecikler oluşturulur.
Ø Azınlık çoğunluğa hükmeder.
Ø Tek adam yönetimi.
Ø Alt renklerin üst renk olmasına uğraşılır.
Ø Petrol coğrafyası yeniden dizayn edilir.

Savaş Öncesi Dünya (19-39)

Pasifik ve Ortadoğu’da Avrupa’daki görüntüler hakim.

Japonya

1880’e kadar içine kapanıkken dışa açılım yapmıştır. I. Dünya Savaşı kazancını perçinlemeye çalışmaktadır. Kömüre ihtiyacı var. En zengin yer Mançurya. 1905’de Rusya’yı bölgeden çıkarmıştır, emperyalisttir. Gözünü Çin’e dikmiştir. Demiryolu şirketiyle bölgeye nüfuz eder. 1905-32 yılları arası şirket bölgeyi Japonlaştırır. Ekonomik ve siyasi açıdan kontrol sağlar.

Çin-Japon İlişkileri

Japonya içinde şahinler ayaklanır. Çine saldırır. Militarist hükümet kurulur. Çin’e karşı Mançurya’yı ele geçirmek için kan ve demir politikası uygular.

1917-1918’de Çin’e karşı 2 kat asker çıkartıldı. Liberal partinin etkisiyle hükümet düşürülür. Askerler etki eder. Çin hadiseyi MC’ye götürür. Destek gelmez. Japonya MC’den çekilir. SSCB bölgede Japonya ile antlaşma yapıp demiryolu şirketi kurar, fakat daha sonra geri satılır, bölgede Japonya liderdir.

ALMANYA

1925’de SS’ler ayaklanır. 1924’te seçimlerde 14 milletvekili elde eden Naziler 29’da bu sayıyı 54’e yükseltti. 29’da ekonomik kriz yaşandı, işsizlik 6 milyonu buldu. 1931’de Cumhurbaşkanlığını seçiminde Hitler %31 oy ile 2. olmuştur. Fakat seçim yanılır. Hidenburg Cumhurbaşkanı olur, SS’leri kapatır. Ancak 1933’de Naziler iktidara gelir. 230 milletvekili olur. Von Papan Hitler’i destekler. Hindenburg Hitler’e hükümet kurma yetkisi verir. Hitler meclisi fesh edip seçimlere gider. Olağanüstü yetkileri alır. Dediğini yapar, işsizlere iş verir. Nazi Diktatörlüğü kurulur. Bu dönem 3 Reich dönemidir. Sendikalar kapatılır, Yahudiler toplanır, enflasyon düşer.

Versay zincirleri kırılır: 1 devlet tek millet politikası ile Almanya toparlanır. Nazi emperyalisttir, 2. Dünya savaşını başlatacaktır.

Nazilere karşı tepkiler: SSCB ve Fransa endişelenmeye başlamıştır. Hitler komünistleri tehdit ettiğinden SSCB Japonya’nın faaliyetleri üzerinde zorda kalıyordu. SSCB yumuşaklık politikası izler. Hitler Polonya ile saldırmazlık antlaşması imzalar.

Savaş gelir: İspanya iç savaşı 2. dünya savaşına etki etmiştir. Azana kiliseye saldırır, toprak reformu gerçekleştirilir. İspanya kıyılarında Fransa ve İtalya vardır. Denizaltılar tarafından gemiler batırılır.

Japonya’nın Çin’e Saldırması: Çin’de Sun yerine Chiago başa gelir, komünistler güçlenir. Çin yönetimi Japonları cilt, komünistleri kalp hastalığı olarak görür. Japon saldırısına göz yummaz.

Bunlar olurken Hitler, Avusturya başkanını çağırır, fakat bölgeye gelmez. Hitler, “Benim olmayan ezilir!” der. Çekoslavakya Avrupa’da en çok zedelenen devlettir. SSCB Romanya ve Polonya’dan geçmek ister, Hitler buraları bırakmaz. Polonya SSCB ve Almanya arasında kalır, Almanya Polonya’ya saldırır.

II. DÜNYA SAVAŞI

Almanya kıta gücü olmak istiyor. Bunun için İngiltere’ye saldırmalıdır. Havadan saldıracaktır. Önce Polonya ve Hollanda’dan başlıyor ve çapı genişletiyor. Güvenlik antlaşmaları ile ülkelere yanaşıyor. İngiliz deniz kuvvetlerini bitiriyor. Norveç’e saldırıp buradan İngiltere’yi havadan vuruyor. Hitler, hava kuvvetlerini dünyada ilk defa bu kadar iyi kullanır. Hava, kara, deniz aynı anda saldırıyor buna ateş yığınağı denir. Fransa en güvenilen ülkelerden, ancak Fransa’nın Almanya için kurduğu Marjino hattını Alman paraşütçüleri arkadan dümdüz ediyor. Almanya, Versay’ın intikamını arıyor, acısını çıkartıyor. Fransız ordusu Cezayir’e geri çekiliyor, Normandiya çıkartmasında ABD ile beraber geri dönüyorlar. 1940’lı yıllarda, Almanya net üstünlükle savaşı yürütür. Fransa’nın düşmesinden ardından Almanya’yı durduracak güç kalmamıştır. Başka güçler lazımdır. Japonya’nın ABD’ye saldırması savaşın kaderini değiştirecektir. ABD Normandiya çıkartmasıyla sahneye çıkıyor (Churchill).

Hitler, Mısır’a kadar gidiyor. Akdenize geliyor. Bulgaristan ve adalara kadar geliyor. Ancak Türkiye’ye girmeyeceğinin sözünü veriyor. Türkiye de savaşa girmiyor ancak askerlerini bekletiyor. Almanya, “Sen savaşa girme, koridoru aç, ben ortadoğu’ya gireyim” diyor. İngiltere boğazları aç diyor. Çünkü Rusya’ya yardım gitmez. İsmet Paşa bunu reddeder.
ABD ve Rusya’nın darbesiyle Almanya düşer. Berlin, Hollanda bağımsızlığına kavuşuyor. Bir yandan ABD bir yandan Rusya işgal ediyor. Artık sahneye SSCB girecektir, Stalin! Almanya’ya kızılbayrak dikiliyor. 1955’e kadar. ABD, İngiltere ve Fransa aynı paralelde, Rusya farklı.
Antlaşma Versay’dan farklı. Almanya yaşatılıyor. Aşırı milliyetçilik suçtur.

Dengelerin Dünyası

1948’de Berlin Buhranıyla başlayan ilk iddialaşmalar sonucu saflar belirlenmeye başladı. Almanya’da boşalan yere Stalin geliyor, 50’lere kadar ilerleyen bir Rusya var. Fransa ve İtalya’da komünist partilerin eşleşmesi söz konusu olmuştur. Stalin’e göre “Doğu bloğunda her komünist Sovyet taraftarı olmalıdır” SSCB komünizmi kullanarak sıcak denizlere inmek ister.

SSCB’de Stalin ve Tito arasında anlaşmazlık vardır. Staline göre her komünist Moskova’ya bakmalıdır. Titoya göre her komünist Sovyet olmamalıdır. Durum böyle olunca klasik komünizm tanımı içinde birçok tanım çıkmıştır.

Varşova Paktı[3], Nato SSCB ilerleyişini durdurmaktadır. Arnavutluk-Tiran bölgesi boşlukta kalmıştır. Boşluk Tito tarafından kapatılır. Yugoslavya doğmuştur. Bağlantısızlar[4] kurulur. Tito ölünce Yugoslavya parçalanma tehdidi yaşar.

Ruslar Ortaasyayı kontrol eder Avrasyada da ilerlerler Çine kadar gelirler ancak Mao’nun başa gelmesiyle Rus çin ilişkisi gerginleşir.

1950’li yıllarda uzakdoğuda kore ve Hindi Çin (Vietnam) sorunları vardır. Rusya buraları zorlar. ABD Japonyayı işgal etmekle meşguldür, küresel gücünü kullanmayı öğrenir.

Kore Savaşında[5] Kore Güney ve Kuzey olmak üzere 2 ye ayrıldı. Avustralya Yeni Zelandayı içine alarak Nato benzeri bir yapı kurar. Çin ve Rusya’nın aşağı sarkmaması için Güney ve Kuzey Kore tıkaç durumundadır.

Çin’de komünist kapitalist sistem ortaya çıkar. Çinin aşağı Vietnam’ı zorladığı görülür. Burada Fransa var. Malaka boğazı var. Önemlidir. Çin Vietnamda güvenlik sağlayamamıştır. ABD bölgeyi koruma altına alması gerektiğini anlamış önceliği ekonomiye vermiştir. SEATO[6] kurulur.

1945 – 1960 Döneminin Özellikleri

Ø Rus Emperyalizmin canlanması, Avrupa’da Sovyet üstünlüğü
Ø Batı Avrupa’da denge kurma çalışmaları
Ø Uzakdoğu çatışmaları
Ø Sosyalist Blokta sarsıntı
Ø Ortadoğu’da çatışma 55-59
Ø Savaştan sonra Türkiye 45 - 60 Menderes

Dönemi Şekillendiren Faktörler

Ø Milletlerarası politika kavramı değişti. 2 yeni kuvvet, süper güç oluştu. ABD ve SSCB. ABD savaş sonrası Monroe Doktrinini terk eder. Dünya devleti olmaya soyunur. SSCB 1917 bolşevik devrimiyle uluslar arası sistemin dışına itilir. Dünyanın ağırlık merkezi değişir. Japonya, İtalya, Almanya yenilir. Fransa, İngiltere galipler arasındadır. Ama dünyadaki güçlerini yitirirler. Küreselliğe gidilir, Avrupa’da olan her yeri etkiler artık. Moskova ve Washington güç merkezi. Ekonomik olarak Japonya.
Ø SSCB ile doktrin ve ideolojiler ortaya çıkar. SSCB sistemi komünizm bütün dünyada hakim olmasını ister. Dış politikada temelde bu amaç hakim. Buna göre komünizme karşı ülkeler gruplaşır. Bu ülkeler hürriyeti, komünistler ise totaliter yapıyı savunurlar.
Ø Bu yeni dönemin en önemli özelliği sömürgelerin şekil değiştirmesidir. Asya ve Afrika sömürgelerinin çoğu bağımsız olur. Eski sömürgeler Bağlantısızlar Birliğini oluşturur.
Ø Savaş sonrası alan genişlemesi olur, 1945e kadar olan Avrupa iken şimdi Asya, Çin, Japonya, Hindistan, Afrika, Latin Amerika, gibi yeni alanlar olarak tanımlanır.
Ø Alan genişlemesi yeryüzünün yanında uzaya da gider, füzeler çıkar ortaya.
Ø Dünya ekonomisi kavramı devrededir. Silahlar dengeler. Zengin ile fakir arası fark en üst noktaya gelir.

Rus Emperyalizmi

Dünya kuvvet dengesi savaş sonrası bozulur Asya, Avrupa’da jeopolitik boşluklar doldurulur. SSCB üstün duruma geçer. SSCB askerlerini ilerletir. ABD askerlerini çeker. Bu fırsatla Avrupa Ortadoğu ve Uzakdoğu üzerine gidecektir.

1945 Alman işgaline karşı Polonya Çekoslovakya Macaristan Romanya ve Bulgaristan ilerleyen tarihlerde komünist rejimleri iktidara getirmeye çalışır. Komünizm sadece Sovyet kontrolü altında değildir. Çin’de Mao iktidara gelir. SSCB İran Türkiye Yunanistan’ı kontrol altına almak ister. Amaç Basra körfezi Hindistan okyanusu ve Doğu Akdenizi yani sıcak denizleri kontrol etmektir. Türkiye 1945’den sonra iç politikasını dış politikasına göre şekillendirir.

SSCB – İRAN

Haziran 1941’de Almanya’nın SSCB’ye saldırması ile ABD ve İngiltere SSCB’ye yardımın yollarını arar. Baltık denizi, Balkanlar, Boğazlar Alman kontrolündedir. Tek Basra Körfezi ve İran kalır. ABD ile İngiltere SSCB’ye İran üzerinden yardıma karar verirler, İran bu sırada Almanya’ya yakındır. Geçişe izin vermez. SSCB ve İngiltere İranı işgal eder. 1942’de iki ülke ittifak imzalarlar. İran bunu kabul edip asker geçişine izin verir.

Türkiye Üzerinde SSCB tehdidi

Yunanistan’da İç Savaş

Avrupa’da Komünist Bloğun Kuruluşu

Fin – Sovyet İttifakı

Kominformun kuruluşu

Çin’de Komünizm

Soğuk savaşın sıcak yüzü Ortadoğu

İsrail’in kuruluşu Arap-İsrail Savaşları

ABD Ortadoğu’da

Truman Doktrini

Truman Doktrini, 1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry Truman tarafından Sovyet tehdidine karşı hazırlanmış plandır. Truman Doktrini, Amerika Birlieşik Devletleri'nin uluslararası politikasının değiştiğini ve Sovyet düşmanlığının bu yeni politikada temel esas olduğunu ilan etmiştir. Bu doktrin ile Amerika Birleşik Devletleri "komünizm tehdidi" altındaki devletlere mali ve askeri yardım yapacağını açıklamıştır.

Temel Nedenler

Almanya'nın çöküşü, II. Dünya Savaşı boyunca bastırılmış düşmanlıkları tekrar su yüzüne çıkardı. Almanya'ya karşı Sovyetler ile ittifak kurmuş olan Amerika ve İngiltere, Bolşevik Devrimi'nin ilk günlerinden beri komünizme düşman idiler. Hatta başta İngiltere olmak üzere İtilaf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Bolşeviklerle mücadele eden Çarlık yanlısı Rusları desteklemiş ve bu amaçla Vladivostok, Murmansk ve Archangelsk limanlarına asker çıkarmışlardı.

Amerika'nın Japonya'ya attığı atom bombaları Japonya'nın teslimiyetini sağlarken aynı zamanda Amerika'nın askeri üstünlüğünü de vurguladı. Bu iki saldırıyı Sovyetler'e yönelmiş bir tehdit olarak algılayan Stalin, Batı ile arasında kendisine bağlı uydu devletler kurarak bir “tampon bölge” oluşturmak istiyordu. Bu ilke Sovyetler'in savaş sonrasında Doğu Avrupa politikasının temelini oluşturmuştur.

Bu amaçla Sovyetler'in komünist ideolojiyi yaymaya çalışması ve Doğu Avrupa'da komunist uydu-devletler kurmaya başlaması Amerika'da büyük korkuya yol açmıştı. Bu sebeple 1947 yılından başlıyarak Amerika dış politikasının esası komünizm ile mücadele olmuştur.

Hızlandırıcı Nedenler

Truman Doktrini’ni hızlandıran başlıca neden, Sovyetler’in güneye doğru yayılmasıdır. Yunanistan’da komunist gerillalarla zayıf merkezi hükümet arasında başlayan iç savaş, Truman Doktrini’nin ilan edilmesini hızlandırmıştır. Ayrıca Sovyetler’in Türkiye’den toprak ve Boğazlar’da ortak savunma antlaşması istemesi ve bu amaçla Türkiye’ye baskı yapması, diğer hızlandırıcı nedendir.

Sonuçları

Doğrudan Sonuçları

Truman Doktrini’nin en önemli sonucu, Yunan İç Savaşı’nın seyirini değiştirip, merkezi hükümetin komunistleri yenmesini sağlamış olmasıdır. Böylece Soğuk Savaş’taki ilk silahlı mücadelelerden birinden Batı Bloğu kazanarak çıkmış oluyordu.

Diğer önemli bir sonuç ise, aldığı yardım sayesinde Türkiye’nin Sovyetler’e karşı kendini daha rahat hissetmesidir. Ayrıca bu yardım Türkiye ile Batı Bloğu arasındaki ilişkileri iyileştirmiş ve Türkiye’nin NATO’ya girmesini sağlayacak sürece katkıda bulunmuştur.

Truman Doktrini, kendisinden sonra gelecek olan Marshall Planı’na öncülük etmiş ve doktrinin başarısı Marshall Planı’nın hazırlayıcısı olmuştur.

Sembolik Sonuçları

Truman Doktrini, yeryüzünün iki bloka ayrıldığını ve Sovyet-Amerikan mücadelesinin başladığını ilan etmiştir. Buna ek olarak, Truman Doktrini ile Amerika, maliyesi II. Dünya Savaşı’nda iflas etmiş olan İngiltere’nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurarak Sovyetler’in güneye doğru genişlemesinin yolunu kesiyordu.

Truman Doktrini ile Amerika, geleneksel dış politikasını değiştiriyor ve I. Dünya Savaşı sonundaki tutumunun aksine dünya siyasetinde aktif bir rol üstleniyordu.

Eisenhover Doktrini

Eisenhower Doktrini, 1953 yılından itibaren 8 sene ABD Başkanlığı yapan Dwight Eisenhower'ın 5 Ocak 1957'de Kongre'ye gönderdiği yetki talebi isteği.

1954 yılında "Barış için Atom" programını başlattı ve 5 Ocak 1957’de, ünlü Eisenhower Doktrini’ni açıkladı. Bu doktrin ile Orta Doğu ülkelerine askerî ve ekonomik yardımda bulunuldu. Yardımın amacı, komünizmin yayılmasını önlemekti.

Eisenhower

Temsilciler Meclisi, 30 Ocakta, Senato da 5 Mart'ta, büyük oy çoğunluğu ile Eisenhower Doktrini'ni kabul ederek, Başkan'a istediği yetkileri verdi.

Eisenhower Kongre'den şu konularda kendisine yetki verilmesini istiyordu:
Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.
Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.
Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması.

Eisenhower Doktrini karşısında Orta Doğu ikiye ayrılmıştır. Bu doktrini kabul ettiğini ilk ilan eden; Lübnan olmuştur. Lübnan'ın arkasından Pakistan, Irak, Türkiye ve Yunanistan, Eisenhower Doktrini'ni kabul ettiklerini açıkladılar. Afganistan, Libya, Tunus ve Fas en sonunda İsrail bu Doktrini kabul ettiklerini bildirdiler.

Buna karşılık, ilk tepki Mısır 'dan gelmiş ve arkasından Suriye ile Ürdün tepkiye katılmıştır.

Marshall Planı
"Hava ne olursa olsun birlikte hareket etmeliyiz"

Haziran 1947'de Harward Üniversitesinde bir konuşma yapan ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, Avrupa ekonomilerini tekrar kalkındırmak için çok geniş kapsamlı bir program önerdi.

Marshall Planı; buna katılmak isteyen her Avrupa ülkesine Amerikan mali yardımı, malzeme ve makinasını öngörüyordu. Türkiye dahil 16 Avrupa ülkesinin üyeleri 22 Eylül'de Amerika'ya sunulmak üzere bir Avrupa Ekonomik Kalkınma Programı hazırladılar. Bu program üzerine Amerika 3 Nisan 1948'de Dış Yardım Kanunu'nu çıkardı. Amerika bu kanuna dayanarak daha ilk yılında 16'lara (İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Yunanistan, Türkiye, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç, Danimarka ve İsveç) 6 milyar dolarlık bir ekonomik yardım yaptı. Bu yardım müteakip yıllarda 12 milyar dolara ulaştı. Marshsall planı, Sovyetler ve peyklerine de açık olmakla birlikte, Doğu Bloku üyeleri buna katılmak istemediler. Marshall yardımları sonucunda ve üç yıllık bir süre içinde Avrupa'daki sanayi üretimi savaş öncesine oranla % 25, tarımsal üretim ise % 14'lük bir artış gösterdi. Dış Yardım Kanununun çıkması üzerine 16 Avrupa ülkesi, 16 Nisan 1948'de Avrupa iktisadi işbirliği Teşkilatı'nı kurdular.

Marshall Planına karşılık Sovyetler'de peykleri arasındaki ekonomik ilişkileri ve işbirliğini sıklaştırmak için Sovyet Dışişleri Bakanı'nın ismine atfen Molotof Planı adını verdikleri ikili ticaret sistemini kurdular. Zira, Çekoslovakya başta olmak üzere bazı peyk ülkeler Marshall Planı'na katılmak için büyük istek göstermişlerdi. 1948 Şubat'ındaki Çekoslovak darbesinde bunun büyük rolü vardır.

NATO

NATO (North Atlantic Treaty Organization yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün kısaltması), resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay'ın deyişi ile "Rusları dışarıda, Almanya'yı alaşağı edilmiş halde ve ABD'yi içeride" tutmak için kurulmuştur. Yani amaç salt SSCB'ye karşı güvenlik değil, aynı zamanda Avrupa'nın güvenliği için ABD'nin katkı koymasını sağlamak, Almanya'nın yeniden silahlandırılmasını bölgeye tehdit oluşturmadan gerçekleştirmektir. Çünkü bilindiği gibi o dönemde ABD kongresi ve kamuoyu ülkenin Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkilere karışmasını istemiyordu.

9 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini gelistirmeye, herhangi bir uyenin toprak butünlüğu, siyasi bagimsizlik ve guvenligi tehlikede oldugunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine salidirildiginda bu saldırıya hepsine karsi yapilmis bir salidiri olarak kabul etmeyi taahhut etmislerdir.

NATO'nun kuruluşuna karşı, SSCB ve Doğu Bloğu ülkeleri, kendi savunma anlaşmalarını yapmışlar ve Soğuk Savaşın yol açtığı kutuplaşma iyice belirginleşmiştir. Varşova Paktı olarak bilinen bu anlaşma, 1955'ten 1991'e kadar varlığını sürdürmüştür.

Türkiye, Adnan Menderes'in başbakanlığı sırasında, o güne kadar ABD ve SSCB arasında tutunduğu tarafsız tavırdan vazgeçerek ABD yanlısı politikalar gütmeye başlamış, bunun sonucunda da 1952 yılında NATO'ya katılmıştır.

Ürdün Hadiseleri

Suriye Buhranı

1958 Buhranı

Irak’da Monarşinin Yıkılması

54-59 Ortadoğu’ya Genel Bakış

Bağdat Paktı

Süveyş Krizi

Kırgızistan Geçmişle Yüzleşme

20. KONGRE

Çekoslovakyadaki Pilsen Ayaklanması

Doğu Berlin Ayaklanması

Polonya Poznan Ayaklanması

Macar Milli Ayaklanması

Ürdün İç Savaşı

Paris Barış Konferansı

Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı'nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir konferanstır. Müttefik, kısmen müttefik ve ortak devlet gibi farklı gruplara ayrılmış 32 devletin temsilcilerinin katılmıştır. Bu devletler, İttifak Devletleri ile savaşmış veya onlara savaş ilan etmiş devletlerdi. Konferans 18 Ocak 1919'da, yani Alman İmparatorluğu'nun kuruluşunun yıldönümü günü açıldı.

Konferansın kararlarına hakim olan devletler ise; Amerika, İngiltere, Fransa ve Japonya idi. Bu devletlerin başbakan ve dışışişleri bakanlarından oluşan bir "Onlar Konseyi" kuruldu. Fakat konseye en çok İngiltere ve Fransa hakim oldu. Konseye bizzat katılan Wilson'un temel düşüncesi, uluslararası ilişkilerde barışı ve güvenliği sağlayacak ve onu sürekli kılacak bir Milletler Cemiyeti'nin kurulmasıydı. Buna karşı İngiltere ve Fransa'nın düşüncesi ise, barıştan çok barış düzeninde kendi milli menfaatlerinin en iyi şekilde gerçekleşmesini sağlayacak durum ve şartların oluşturulmasına yönelikti. Özellikle Fransa'nın amacı; Almanya'nın her yönüyle etkisiz hale getirilmesini sağlamaktır, ingiltere; Alman donanmasını ortadan kaldırmayı ve Almanya'nın Avrupa'nın statükosunu tekrar bozmasını önleyecek tedbirleri almayı istiyordu. İtalya, konferansta fazla dikkate alınmadı ve etkili olamadı.

İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Fransa Başbakanı Clemenceau, Wilson'un Milletler Cemiyeti talebini ve cemiyetin statüsünü hemen kabul ederek Wilsorı'ı A. B. D göndermeyi başardılar. Müteakiben de dünyanın yeni statükosunu ve onun prensiplerini kendi düşünce ve menfaatlerine göre şekillendirdiler.

Bu konferansta üzerinde anlaşılan antlaşmalar farklı tarihlerde imzalanmıştır. Almanya ile 28 Haziran 1919 tarihinde Versay Antlaşması, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile 10 Eylül 1919 tarihinde St. Germain Antlaşması, Bulgaristan ile 27 Kasım 1919 tarihinde Neuilly Antlaşması ve Osmanlı Devleti'yle 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması ve Macaristan ile 4 Haziran 1919 tarihinde Trianon Antlaşması imzalanmıştır.

Milletler Cemiyeti

Milletler Cemiyetinin ilk toplantısı 1920.

Birleşmiş Milletler'in temeli sayılabilecek bu organizasyon, I. Dünya Savaşı'nın ardından İsviçre’de 1919'da "Cemiyet-i Akvam" (Milletler Cemiyeti) adıyla kuruldu. Amacı, ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçı yollarla çözmek idi. Bir süre çalıştı fakat fazla bir varlık gösteremedi. II. Dünya Savaşı'nın ardından dağıldı. 6 Temmuz 1932'de Cemiyet-i Akvam, Türkiye'yi üyeliğe davet etmiş, 9 Temmuz'da TBMM Türkiye’nin Milletler Cemiyeti'ne giriş davetini onaylamış ve 18 Temmuz 1932'de Türkiye, Cemiyet-i Akvam'a resmen üye olmuştur.

Paris Barış Konferansının 25 Ocak 1919'da yapılan toplantısında; uluslararası barışı ve güveni sağlayacak ve devam ettirecek bir Milletler Cemiyeti kurulmasına karar verildi. Bu kararı yerine getirmek için bir komisyon kuruldu.

Komisyonun hazırladığı sözleşme 28 Nisan 1919 tarihinde Konferans Genel Kurulu'nda kabul edildi ve böylece Milletler Cemiyeti kurulmuş oldu.

20 yıl süreyle dünya milletlerine hizmet veren bu cemiyet tüm çabalara rağmen İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasını engelleyemedi. Savaş sonrası 18 Nisan 1946'da Cenevre'de toplanan konferans, XXI. Genel Kurul Toplantısıyla cemiyetin dağılmasına karar verdi.

Her savaş sonrası antlaşmalarına önsöz olarak konması şartını getiren Milletler Cemiyeti Yasası; Bir Başlangıç Bölümü ve 26 maddeden oluşmaktaydı.

Varşova Paktı veya Varşova Anlaşması, 14 Mayıs 1955 'den 1991 yılına kadar, SSCB önderliğinde Doğu Bloku ülkelerini savunmada müttefik yapan anlaşmadır.

Varşova Paktına üye ülkeler; Arnavutluk (1968'de çıktı), Bulgaristan, Doğu Almanya (Almanya'nın Birleşmesiyle 1990'da çıktı), Polonya, Romanya, Macaristan, Çekoslovakya ve SSCB.

31 Mart 1991'de askeri yapılanması sonlandırılmış ve 1 Temmuz 1991'de Varşova Anlaşması feshedilmiştir.

Bağlantısızlar Hareketi ülkeleri

Bağlantısızlar Hareketi, kendilerini hiçbir güç bloğuna dahil veya hariç olarak adletmeyen 100 üzerinde ülkenin biraraya gelerek oluşturdukları bir uluslar arası oluşumdur.

1979 I. Havana Bildirisi'ne göre birliğin amacı, "üye ülkelerin milli bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini, sömürgecilikten, emperyalizmden, ırkçılıktan, ve her türlü dış baskı, istila, işgal ve dış müdahaleden" korumaktır.

Üye ülkeler dünya nüfusunun %55'ini, BM üyelerinin 2/3'ünü oluşturur.

Kore Savaşı, 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır. Savaş, Amerika ve Müttefiklerinin, daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti'nin müdahelesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda Kore'nin bölünmüşlüğü korunmuş ve bugüne kadar gelen birçok sorun miras kalmıştır. Kore; 1945 yılında Japonya'nın teslimiyetinden sonra, Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki anlaşmazlığın yüzeye çıktığı ilk yerlerden birisi oldu. Bu iki süper güç Japonya'dan aldıkları Kore toprakları üzerinde yerli ama kendilerine bağımlı hükümetler kurduktan sonra 1948-1949 yıllarında askerlerini çektiler. Böylece Sovyet yanlısı Kuzey Kore ile Amerikan yanlısı Güney Kore kuruldu ve 38. enlem aralarında sınır oldu.

Dünyadaki birçok yerde, II.Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan alt-bölgesel örgütlerin büyük bir çoğunluğu ise, sıkı iki kutuplu sistemde batı blok lideri ABD’nin, doğu blok lideri SSCB’yi çevreleme politikası doğrultusunda oluşturulmuşlardır. 1949 NATO, 1954 Balkan İttifakı, 1955 Bağdat Paktı örgütleri ile müttefiklerden bir hat oluşturma yolundaki stratejinin Uzakdoğu ayağını da, 1954 yılında kurulan Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilatı (SEATO) oluşturmuştur.

Devamını oku >>>

24 Ocak Türkiye için acı bir tarihtir!



İki değerli insanını suikaste kurban verdi 24 Ocak tarihlerinde Türkiye...

Biri; fikirleriyle, düşünceleriyle, gerçek bir "aydın" nitelemesini hakeden gazeteci yazar Uğur Mumcu... 24 Ocak 1993 tarihinde kaybettik onu... Daha tam ifade edememişti kendini, Türk milletine anlatamamıştı tüm istediklerini, ama sonra tüm yapıtlarıyla, tüm sözleriyle, tüm konuşmalarıyla ölümsüzlük mertebesine ulaştı...

Diğeri ise; gittiği her şehirde yaptıklarıyla konuşulan, kalıcı izler bırakan, başarılı Emniyet Müdür Gaffar Okkan... Onu da 24 Ocak 2001 tarihinde acı bir suikast ile şehit vermiştik... Zaten o da "Uğur Mumcu"yu anma törenine gidiyordu o sıra... Ama gidemedi... Ne kelimeler yeter bu iki değerli insanı anlatmaya, ne de cümleler... 24 Ocak Türkiye için acı bir gündür, lekedir. Ama Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan için bitmeyecek bir hayatın başlangıcı olmuştur!

Uğur MUMCU'nun Köy Enstitüleri Konuşması. Lütfen sonuna kadar izleyin:


Devamını oku >>>

Teşekkürler İsmail Hoca!


Ben ve tüm arkadaşlarım, sonunda Makro İktisatı geçmeyi başardık! Finalden 70 alarak ortalamam C geldi ve baya da iyi oldu.

Sayın hocamız İsmail Şiriner'e çok çok teşekkürler!

Dileyenler Makro İktisat yazılarıma bakabilirler buradan.

Devamını oku >>>

Yoksa Mars'ta yaşam mı var?



Bu fotoğraflar NASA'nın Mars'a yolladığı robot tarafından çekilmiş. Yuvarlak içindeki cisime yakınlaşıldığında gövdesi, kolu, bacakları ve kafası olan bir "canlı"yı andırıyor gerçekten.

Gelin görün ki bunun bir fotoğraf aldatmacası veya bir hile olup olmadığı da belli değil. Yalnız benim dikkatimi çeken, yakınlaştırılan fotoğraftaki "nesne" bir hayli efkarlı oturuyor gibi. Yalnızlıktan sıkılmış olsa gerek... Ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz.


Devamını oku >>>

Yarı yarıya mezunum...


Bugün 4. sınıf ilk döneminin tüm sınav sonuçları açıklandı. Bütünlemeye kaldığım ders yok, dolayısıyla kaldığım ders yok. 2. dönem bizi bekler... Haydi bakalım.

Devamını oku >>>

Kimim ben?



6 aylık Altuğ

1986 senesinin 8 Ekim akşamında Kadıköy / İstanbul'da doğdum (doğmuşum yani, doğarken bilincim yerinde değildi henüz). 1992 - 1997 seneleri arasında Bostancı İlkokulu'nu bitirerek -Ben mezun olur olmaz 8 senelik eğitime geçildi ve okulun ismi Bostancı Atatürk İlköğretim Okulu haline geldi.- ve Anadolu Lisesi sınavlarından iyi bir sonuç alarak Maltepe Anadolu Lisesi'ne girmeyi başardım. Hazırlık sınıfı, ortaokul ve lise dahil toplam 7 senemi burada geçirdikten sonra 18 yaşında, 2004 ÖSS ile Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler'i kazandım ve Haziran 2008'de de buradan mezun oldum.

Üniversitedeyken 2006 ve 2007 yaz aylarında Maersk Denizcilik'te staj yaptım, iş hayatıyla da burada tanışmış oldum ve benim için büyük tecrübeler silsilesi oldu gerçekten. Ayrıca Ekim 2008'de de KAZAZ İnternet Teknolojileri'nde kısa bir serüvenim oldu.

Mayıs 2008'in ALES'inden aldığım puanla da İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Bölümünü kazandım. Şu anda da burada eğitimime devam etmekteyim.

Velhasıl, Manifesto'da yazdığım gibi, Mart 2007'de İnternet üzerinde günlük tutma fikriyle başladı site serüvenim. Maksat kendi bireysel haykırışlarımı yapabilmek, ses çıkarabilmekti... Çünkü inanın geleceğimden korkmuyor değilim. Bu parasal veya maddi bir korku değil. Tabii onlar da var fakat, ülkem hakkında çok büyük endişelerim de var ve bunları elimden geldiğince de çevremle paylaşmaya çalışıyorum. İşte altugkoc.com adresli kişisel siteyi hazırlamamdaki en büyük gaye de buydu. Tavrımı, duruşumu, düşüncelerimi belli etmek; olaylara sessiz kalmamak, elimden geleni en azından burayla sağlayabilmek. Bilmiyorum ne kadar başarılıyım, ne kadar altını doldurabiliyorum buranın ama en azından bana "sen ne yaptın?" diye sorduklarında gösterebilecek bir referansım olduğunu düşünüyorum çünkü ben gördüklerime kayıtsız kalmıyorum. Okuyorum, araştırıyorum, takip ediyorum, dinliyorum, izliyorum, öğreniyorum... Sonuç olarak da yorumluyorum ve yazıyorum... Tüm bunları da yapmaya devam edeceğim. Bayram ANKARALI'nın "Çoban Ateşleri" kitabında şöyle bir kısım vardı (sayfa 127):

"Eli kalem tutan (ya da klavye tuşlarına basabilen) her vatan evladı elinden geldiğince, dilinin döndüğünce, ülkenin durumunu bir başkasına aktarmakta..."

İşte ben de aynen bu "görevimi" yerine getirmeye çalışıyor ve "vatan evladı" sıfatına layık olabilmeye uğraşıyorum.

Peki gelecekten kendi adıma beklentim neler? Henüz tam net değil ne yazık ki. Ama öncelikle vatana millete aileme ve çevreme yararlı ve hayırlı bir "adam" (insan) olabilmek tek isteğim. Sonra bununla bağlantılı olarak da belki bir kariyer veya düzgün bir işle hayatımı sürdürebilmek... Tabii ki bunu söylemek için çok erken de olsa dünyaya iyi 'evlat'lar verebilmek/bırakabilmek.

Bakalım 5-10 sene sonra bu yazıları okurken ne yapıyor olacağım?..

Bir kaç da fotoğraf karesi sunayım:


Blogger Profilim
Facebook Profilim
Blograzzi Profilim
Technorati Profilim
TrDizin Profilim
YouTube Profilim
Türk Blog Yazarları Profilim
Feedburner Hesabım

Güncelleme: 10 Kasım 2008

Devamını oku >>>

Yeni adresimizden buyrun: www.altugkoc.com


Efendim, sonunda yapmak istediğim gibi, http://www.altugkoc.com/ alan adını aldım. Bu blogta çok emeğim olduğu için oraya ayrı bir site açmaktansa o adresi direkt buraya yönlendiriyorum.

Haydi bağlantılarınızı, adreslerinizi http://www.altugkoc.com/ olarak yenileyin ve beni buradan izlemeye devam edin!

Devamını oku >>>

Lazer göz ameliyatı (Excimer Laser) hakkında ayrıntılar...


Burada bahsettiğim gibi göz ameliyatı için kolları sıvadım ve bir hayli araştırma yapıyorum.

Genel olarak çevremde akrabalarından, yakınlarından bu operasyonu bilen ve duyan var. Sonuçlar hep olumlu, şikayetçi olan veya başarısız sonuçla karşılaşan yok. Tercih edilen kurum Dünya Göz Hastanesi olarak karşıma çıktı hep.

Bu işte önemli olan teknoloji ve bunu kullanabilmek tabii ki. Şu ana kadar 3 tip ameliyat yöntemi öğrendim. Standart Excimer Laser yöntemi, Intralase ve Wavefront (Kartal göz diye adlandırılan). Intralase standarda göre daha pahalı olmasına karşın son derece üstün bir teknoloji olduğu için kusursuz seviyede işlem görüyor. Wavefront ise sadece göz bozukluğunu düzeltmekle kalmayıp görüş seviyesini normallerin üzerine çıkartmaya yönelik bir işlem.

Cihaz olarak öğrendiğim 3 tip var. Zeiss Mel 80, Visx, Wavelight Allegratha.

Daha ayrıntılı bilgi için Lazernedir.com ve http://www.nusretbas.com/lasiksorular.htm adreslerine bakabilirsiniz.

Konuyla ilgili sonradan yazılan yazılar:

Gözlerim %150 görüşe çıkmış!

Gözlük ve lenslere veda ettiğimi söylemiş miydim?

Göz ameliyatı olmak istiyorum (Lazer). Tavsiyesi olan var mı?

Devamını oku >>>

Güzel bir Winamp eklentisi: Dinlediğiniz şarkının sözlerini anında görün!


http://www.winamp.com/plugins/details/148097

Şu küçük programcığı kurarak, dinlediğiniz şarkıların sözlerini anında görebilirsiniz. Eğer şarkının sözleri yoksa siz de ekleyebilirsiniz. Tabii şarkı bilgilerinin doğru girilmiş olmasına dikkat edin.

Devamını oku >>>

Göz ameliyatı olmak istiyorum (Lazer). Tavsiyesi olan var mı?


İlkokul 2'den beri gözlük, Lise 1'den beri de lens kullanmaktayım. 5.25 dereceli gözlerim var... Ve bu gerçekten çok yorucu olmaya başladı. Gerek gözün yorgunluğu gerekse de başağrısı gibi sorunları...

Dolayısıyla lazer tedavisi istiyorum ama nereye gideceğim konusunda kararsızım. Ayrıca lazer tedavisinin getirileri götürüleri neler bilemedim... İki alternatif düşünüyorum, Dünya Göz Hastanesi veya Veni Vidi.

Olanlar, bilenler, yorum yapıp beni bilgilendirirse çok sevinirim.

Konuyla ilgili diğer yazılar:

Gözlerim %150 görüşe çıkmış!

Gözlük ve lenslere veda ettiğimi söylemiş miydim?

Lazer göz ameliyatı (Excimer Laser) hakkında ayrıntılar...

Devamını oku >>>

Finaller bitti, ilk dönem bitti, biz de bittik... Peki neler kaçırdık?


Yine ve yeniden zorlu bir sınav sürecinden sonra çok şükür kısa süreli bir "oh" diyebildik. Tabii bu oh, sınav sonuçları açıklandıktan sonra "of" haline dönüşebilir...

Ama yine de bitti...

Peki bu sırada 2008'in ilk ayında neler yaşadık?

Örneğin, 2008'in ilk saatlerinde (ya da 2007'nin son saatlerinde) Taksim'de yine taciz iğrençliği kendini gösterdi! Eğlenmeye çalışan birkaç turist, yüzlerce erkek vatandaşımızın (!) içinde tacize uğradılar... Sonuç ne oldu? Tacizci şahıslar 54 YTL (57 YTL miydi yoksa?) para cezasına çarptırıldılar... Alkışlar geliyor o zaman... Kime mi? Bilmem siz istediğinize yollayın, ama ben şu insan kılığına girmiş mahlukatlara alkış yolluyorum ilk önce!

3 Ocak 2008'de de Diyarbakır'da patlama oldu. 4'ü öğrenci 5 kişi hayatını kaybedip, 68 kişinin de yaralandığı saldırı, tüm Türkiye'yi şok etti. Yapılacak yorum yine çok ama başlarsam susamam...

Fazıl Say, ülkeden gideceğini beyan etti daha sonra da Genç Bakış programında Osman Yağmurdereli ile tartışmaya girdi. Bu konuyu ayrı bir yazıyla uzun uzun yazmayı düşünüyorum, bu yüzden şimdilik uzatmıyorum.

Kırşehir Anadolu Öğretmen Liseli birkaç çocuk 2 ay boyunca parmaklarından kan akıtarak, Türk Bayrağı yaptılar... Genelkurmaya yollanan bu bayrak hakkında daha sonra soruşturma başlatıldı...

Bush, İsrail'in Filistin topraklarını işgal ettiğini belirtti ve İsrail'in bu toprakları Filistin'e geri vermesini söylerek, devlet kurma hakkını sağlamalarını beyan etti.

İran yine doğalgaz kesintisi başlattı.

Kaç gündür de ben yazmak istiyorum şimdi yazayım, farklı günlerde önümden geçen iki şahıs yere tükürerek, kavga etmeme neden oldu. Hayvan mısınız diyeceğim de, kedi köpek bile dışkısının üzerini toprakla örtme bilincine sahip varlıklar, siz nesiniz? Yaşam fonksiyonlarına sahip asalak organizmalar birliği! Bunu da ayrı bir yazıyla renklendireceğim evet güzel başlık olur!

Devamını oku >>>

Youtube yine engellendi...


Mustafa Kemal ATATÜRK'e hakaret içerikli ve saldırı boyutlarına ulaşan videolardan ötürü yine YouTube erişimi yasaklandı. Videoların kaldırılması halinde yasağın kaldırılacağı söyleniyor. Bu süreçte tabii blogtaki YouTube videolu içerikler de ne yazık ki çalışmıyor... Sorunun kısa zamanda çözülmesini bekliyoruz...

Devamını oku >>>

Makro İktisat (Ekonomi) Yazı 3: Kısa Kısa İpuçları


Bugün zorlu bir Makro İktisat finalinden çıkarak, son final günümüzü de bitirmiş olduk. Umarım sınav notu lehimize olur ve artık Makro İktisatı 3. seferinde vermiş olmayı başarabiliriz. Sayın hocamız Dr. İsmail ŞİRİNER'e de buradan sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz, sitesini ziyaret etmeden de geçmeyin. Kendisi, 3 senedir Makro İktisat'ı en iyi anlatan hocamız olarak gönüllerde taht kurdu :)... (Önemli not: 3 farklı hocadan Makro İktisat gördük de...)

Unutmadan, İsmail hocamızın kitabı olan Türkiye'de Büyümenin Ekonomi Politiği - 1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi Üzerine Bir İnceleme'ye de bir göz atabilirsiniz.

Velhasıl, sınava bir hayli uzun süre çalıştığımızdan (5-6 gün) elimizde oldukça fazla döküman birikmiş oldu. Kendi hazırladığım basit ipuçlarını buraya da yavaş yavaş dökmek istiyorum. Buyrun...

Klasik Teori

*Emeğin marjinal ürünü, sonradan üretime eklenecek bir birim istihdamın ortaya çıkaracağı ürün. Azalandır. İstihdam arttıkça verim azalan şekilde artış gösterecektir. Zira örneğin 5 kişiye yetecek olan bir makine teçhizatınız var ise, 6. kişiyi almanız verimi ve firma kârını düşürecektir.

*Emek arz eğrisi, sola kayar ise negatif, sağa kayar ise pozitif etkidedir. Sola kayması gelir etkisini gösterir bu da reel ücretin artması nedeniyle kişinin çalışma saatini azaltması demektir; sağa kayması ise ikâme etkisini gösterir bu da reel ücret arttıkça kişinin boş zaman ile çalışmayı takas etmesi demektir, kişi daha çok çalışmak isteyecektir.

*Fiyat düzeyi artarsa, ürünlerin ücreti de artar. Dolayısıyla firmaların işgücü talebi yükselir ama piyasada işsizlik sıfır olduğundan rekabet başlar, işçi ücretleri de böylece yükselmiş olur ve denge sağlanır.

*Toplam mal ve hizmet arzının aynı miktar talebi olur. (Say Kanunu)

*Faiz oranı; tasarruf ile doğru, yatırım harcaması ile ters orantılıdır.

*Para arzı artar ise, fiyat düzeyi de artar. Bu nominal ücretleri arttırır ancak ürün fiyatları da artacağından reel ücret değişmez.

*Sermaye birikimi artarsa, verim artar, üretim yükselir. Arz artar, fiyatlar düşer. Reel ücret yükselir. Milli gelir artar.

*Nüfus artışı = Düşük ücretli işçi = Hasılanın artışı = Arzın yükselmesi = Fiyatların düşmesi

Keynesyen Teori

*Harcanabilir gelir = Tüketim + Tasarruf

*Marjinal tüketim eğilimi 1 olursa gelir tamamen harcanır, yatırım olmaz. Milli gelirde değişme görülmez.

*Marjinal tüketim eğilimi 1'den küçük pozitiftir. Gelir yükseldikçe azalması beklenir. (Zenginlik arttıkça gelirin daha büyük bir kısmı tasarrufa gider.)

*Gelir düzeyine bağlı tüketim, uyarılmış tüketimdir.

*Çoğaltan: Otonom harcamalardaki 1 birim artışın, bir zincir halinde piyasadaki talebi ve üretimi arttırması.

*Tasarruf Paradoksu: Yastık altı yapılmasıyla veya harcama yapanların tasarrufa geçmesiyle olur. Para piyasaya girmez.

IS / LM (Investment/Saving equilibrium - Liquidity preference/Money supply equilibrium)

*IS mal piyasası, LM para piyasasını inceler. Değişken faktör faiz oranıdır.

IS

*Faiz oranı artarsa yatırımlar düşer. Çünkü yatırım harcalamaları daha maliyetli olacaktır.

*Marjinal tüketim eğilimi arttıkça, tüketim artar, tasarruf düşer. Yatırımlar azalacaktır, IS yatıklaşır.

*IS eğrisi negatif eğimlidir.

*Tüketim eğilimi artar veya vergiler düşerse IS yatıklaşır. Tersi ise dikleştirir.

*Yatırımların faize olan duyarlılığı arttıkça IS yatıklaşır, azaldıkça IS dikleşir.

*Otonom harcalamardaki artışlar IS eğrisini sağa kaydırır. (Genişletici maliye politikası)

*Otonom vergilerdeki azalmalar IS eğrisini sağa kaydırır. (Genişletici maliye politikası)

*IS eğrisi saya kayarsa, faiz ve gelir/hasıla artar.

LM

*LM eğrisi pozitiftir.

*Faiz artarsa, likid para talebi düşer.

*Para talebi artarsa, faiz yükselir. (Engellemek için para arzı yapılabilir.)

*Para talebi azalırsa, faiz düşer.

*Yüksek gelir = Yüksek para talebi = Yüksek faiz

*Para talebinin gelire duyarlılığı büyüdükçe ve faize duyarlılığı düştükçe LM dikleşir.

*Para arzı artarsa, faiz düşer. Gelir ve para talebi sabit olacağından LM sağa kayar.

*Para arzı sabitken, para talebi düşerse (kredi kartı harcalamarı gibi) LM sağa kayar.

*LM sağa kayarsa, faizler düşer, gelir/hasıla artar.

*IS, LM'den daha çok sağa kayarsa, faiz ve gelir/hasıla artar.

*LM, IS'den daha çok sağa kayarsa, faiz düşer, gelir/hasıla artar.

*Dışlama etkisi: Faiz artınca, yatırım harcamalarının bazılarının ekonomiye girememesi.

*Para arzını attıran bir işlem genişletici para politikasıdır (LM sağa kayar).

*Para arzını azaltan bir işlem daraltıcı para politikasıdır (LM sola kayar).

*Likidite tuzağı (LM yataydır). Faiz oranları düşünülen en düşük seviyedeyken, para arzının artması faiz oranını etkilemeyecek, toplam talep ve gelir düzeyi değişmeyecektir. Bankaların kredi hacimlerinin düşük olması da yatırımları baltalayacaktır.

*Vergileri azaltmak, kamu harcamalarını yükseltmek gibi hareketler genişletici maliye politikasıdır. IS sağa kayar. Hasıla düzeyi ve istihdam artar.

BP (Balance of Paymen) Ödemeler Bilançosu

*Cari işlemler hesabı = İhracat, İthalat

*Resmi rezervler hesabı

*Sermaye hareketleri hesabı

*Gelir düzeyi yükseldikçe ithalat artar, dolayısıyla bilanço açık verir.

*Devalüasyon, ithalatı azaltır, ihracatı arttırır.

*Marshall - Lernerr koşulu J eğrisi

*Devalüasyon, IS/LM/BP'yi sağa kaydırır.

AD (Aggregate Demand) Toplam Talep

*Fiyat düzeyi düşünce, gelir/hasıla reel olarak arttığından toplam talep de yükselmektedir.

*Fiyat düzeyi düşünce, reel para arzı artar, faiz düşer, yatırım artar, toplam talep artar.

*Mali genişleme (kamu harcamaları, IS'nin sağa kayması) AD'yi de sağa kaydırır.

*Pigou Etkisi: Fiyat düzeyi düşerse, reel servet artar. Tüketim artar.

Şimdilik bu kadar diyorum ama enflasyon, işsizlik, stok-akım dengesi, Türkiye'de büyümenin tarihsel süreci konularıyla karşınızda olacağım.

Makro İktisat (Ekonomi) Yazı 2

Makro İktisat (Ekonomi) Yazı 1

Devamını oku >>>

Kendi Çaresizlikleri İçinde Bir Millete Çare Yaratmış Adam


Tabii ki Mustafa Kemal ATATÜRK...


Devamını oku >>>