Atatürk İlke ve İnkılapları nedir, ne değildir? İnceleyelim...


Öncelikle 1 sene önce eklediğim ilk yazılardan biri olan Atatürk İlke ve İnkılapları'nın ayrıntılı maddelerini buradan görebilirsiniz. Ne var, ne yok hafızaları tazelemek için yararlı olabilir.

Şimdi gelelim biraz konuşmaya.

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün bize sahip çıkmamız için bıraktığı 6 ilke neydi sayalım bir daha. (Kimileri "şu 6 oka tıkışıp kalmayalım" dese bile...)

  • Cumhuriyetçilik
  • Milliyetçilik
  • Halkçılık
  • Devletçilik
  • Laiklik
  • İnkılapçılık
Peki bunları sayıyoruz her seferinde de, Atamız bize ne demek istemiş?

Cumhuriyetçilik

Atatürk herşeyden evvel, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" cümlesiyle halkın yönetimini yani devletin gücünü halkından almasını savunmaktadır. Bu, milletin yönetime katılacağı, demokratik, özgürlükçü ve eşitliğe dayalı bir sistem demektir. Tabii demokrasi deyince çoğunluğun iktidarı anlamı çıkartılmasın lütfen! Demokrasi, Eski Yunanca'da demos + krates (kratia olarak da geçebiliyor) kelimelerinin birleşiminden doğmaktadır. En basit halleriyle demos halk, krates de iktidar demektir. Bu durumda ortaya çıkan sonuç; halk iktidarı, halkın iktidarlığıdır. Bu yönetim biçimi M.Ö yüzyıllardan beri gelen pek çok yönetim şekline alternatif olarak doğabilmiştir. Zira Sokrates, Platon, Aristoteles gibi birçok eski Yunan Filozofu tüm yönetim biçimlerinin ve dolayısıyla devletlerin zamanla bozulmaya mahkum olduğunu, hiçbir şeyin sonsuza kadar kalıcı ve en azından mükemmel haliyle ölümsüz olmadıklarını savunmuşlar, bundan yola çıkarak kendileri "İdeal Devlet"i kurmaya yönelmişlerdir. İdeal Devlet konumuz dışında fakat kendisinin bir ütopya olmasından ötürü gerçek hayatta uygulanabilecek en uygun sistemin gün geçtikçe demokrasi olarak vurgulandığı görülmüştür. Meclis, parlamento, kuvvetler ayrılığı gibi kavramların da bu sayede olgunlaşması mümkün olabilmiştir. İşte demokrasinin devlet şekli olarak vücut bulduğu isim de Cumhuriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Mustafa Kemal, Cumhuriyetçilik ilkesiyle, Cumhuriyet'i ve Cumhuriyet'in bu özelliklerini korumamızı öngörmüştür.

Milliyetçilik

"Millet"in kelime anlamına baktığımızda, aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aralarında dil, tarih, kültür, gelenek, görenek, amaç gibi temel bağların bulunduğu insan topluluğunu görürüz. Basit bir akıl yürütmeyle, milliyet kelimesinin anlamını bir millete özgü olma, dolayısıyla milliyetçiliğin de milletinin ve ülkesinin çıkarlarını en üst seviyede tutma olarak yazabiliriz. Bunlarla beraber Anayasamızda bulunan "Atatürk Milliyetçiliği" ile anlatılmak istenen, ırk ve din unsurlarından öte olarak, kültür ve ülkü (amaç) birliğinde birleşen insanların bir bütün olarak kabul edilebileceğidir. "Ne mutlu Türküm diyene!" cümlesinin temelinde de yatan budur. Öncelikli olan, vatanın/ülkenin birliğini, bütünlüğünü, refahını ve çıkarını düşünmektir. Tabii ki de bu değerleri taşırken diğer tüm milletlere ve hepsinden öte tüm insanlığa olan saygı ve anlayış da Atatürk Milliyetçiliğinin içerisinde ön sırada yer almaktadır.

Halkçılık

Halkçılık, saydığımız ilk iki ilkeyle içiçe bir kavramdır. Halkçılık, halkın sorunlarının ele alınması, devletin halk için varolduğunun belirtilmesidir. Aynı şekilde, halk içindeki tüm bireyler de hem kendi hem de halkın yararı adına elinden geleni yapmalıdır. Ancak bu sayede hedeflenen amaçlar takip edilebilir. Bu aynı zamanda birlik ve beraberliği de pekiştirecek bir unsur olacaktır.

Devletçilik

Devletçilik ilkesi, ekonomi ile birebir ilgilidir. Mustafa Kemal'in tam bağımsızlık anlayışı, iktisadi bağımsızlık olmadığı müddetçe asla sağlanamayacağıdan, ulusal ekonominin ve sanayinin güçlü temellere dayandırılmış ve herhangi bir bağının olmaması gerektiği savunulmaktadır. Bunun anlamı, alan ve tüketen değil, üreten ve satan olmaktır. 1920 ve 1930'larda özel sektörün ve yerli girişimcinin henüz bunun için yeterli sermayesi ve birikimi olmadığından, devlet birçok alanda faaliyetlere girmiştir. Amaç yukarıda belirttiğimiz gibi ulusal çıkarları ve ekonomiyi sağlama alabilmektir. Ancak küreselleşmenin ve küresel ekonominin, uluslararası / çok uluslu şirketlerle had safhalara çıktığı günümüzde, bunu sağlayabilmek elbette zor olmaktadır. Fakat bilinmelidir ki, ekonomisi, sanayisi, üretimi, yani ülkenin "motoru" yabancı ellerde olan ülkeler sürekli tehdit altındadır zira yeni yüzyılın en büyük tehdidi ekonomik boyutlarda oluşmaktadır. Motoru alınan, kapatılan, durdurulan, bir arabanın tüm aksamları ve kasası yerinde bile olsa, gidemeyeceği aşikârdır. Ayrıca böyle bir arabada direksiyon sizde bile olsa, arabanın sizin istediğiniz yerlere gidip gidemeyeceği de bir sorundur. Özetleyecek olursa, devletçilik ile de anlatılmak istenen budur, ama Atatürk hiçbir zaman özel sektörü kestirip atmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilerki kalkınma aşamalarında özel sektörü de ön plana çekeceğini belirtmiştir.

Laiklik

Devlet - Kilise, Kral - Papa kavramları ve bunların arasındaki ilişkinin nasıl olduğu, olacağı, olması gerektiği yüzyıllar boyunca filozoflar tarafından tartışılmıştır. Bazı filozoflara göre devlet yani kral gücünü Tanrı'dan aldığından gücünün meşruiyeti zaten dinle sağlanmaktadır, fakat bunlara karşı çıkan diğer filozoflar da; devletin, toplumsal (hukuksal da diyebiliriz) yaşamı; dinin ise, özel ve manevi yaşamı ilgilendirmekte düzenlemekte olduğunu öne sürmüşlerdir (bakınız, Dante Alighieri ve Ockham'lı William). Yani ikisi ayrı noktalardadır. Bu sürecin gelişimi ve devlet ile din işlerinin ayrılmasıyla laiklik kavramı günümüze gelmiştir. Laiklik, devletin herhangi bir dinden referans almayarak, tüm dinlere karşı tarafsız duruşunu sağlamasıdır. Din, devletin düzenine, yasa yapımına, anlayışına ve içeriğine yansımamalıdır. Çünkü devletin dini olmamalı ve din de devletin değil insanların bireysel hayat felsefelerinin ve görüşlerinin düzenleyicisi olmalıdır. Aynı zamanda dini olmayan devlet, tüm dinlere de eşit mesafede olmalıdır.

İnkılapçılık (Devrimcilik)

Atatürk İlke ve İnkılaplarının temeli anlayacağınız üzere İnkılapçılık ilkesine dayanmaktadır. Zira çöken bir imparatorluğun küllerinden yeniden bir Cumhuriyet kurup, birçok alanda kısa vadede yenilikler yapabilmenin en güzel açıklandığı nokta İnkılapçılıktır. İnkılapçılık, yeniliklere açık olabilmek, değişimin farkında olabilmektir. Yapılan devrimlerin faydalarını korumaktan başka, yine aynı şekilde değişen zamanlara da uyum sağlayabilmek ve dolayısıyla bu yönde faydalı yeniliklere açık olarak değişimi sağlayabilmek mühimdir. Tek bir düşünceye veya bir noktaya sabit bir şekilde bağlanıp kalmak, çürümekten ve paslanmaktan başka bir kazanç sağlamayacaktır. Atatürk bunu önemle vurgulamak istemiştir ve Nutuk'ta, Hitabe'de Türk gencine bu konuda her seferinde öğütler vermiş, ulusun ilerlemesini sağlayacak tüm yenilikleri oluşturma anlayışını İnkılapçılık olarak anlatmıştır.

Not: Kendimce ve kısaca Atatürk İlkelerini açıklamaya çalıştım. Atatürk İlke ve İnkılapları'nın listesini görmek isterseniz de buraya bakabilirsiniz. Yorumlarınızı esirgemeyin. Şimdilik esen kalın.


5 yorum:

Yeşil Zeplin

02 Ekim 2008 Perşembe 14:36  

Yorumların bana göre düzgün ve gayet açıklayıcı. Net olmayan hiçbir tanım yok, zaten net olamayacak bir durum da yok burada, gayet basit temel ilkeler. Benim yorumum Nazlı Ilıcak gibi düşünenler için. Altı oka tıkışıp kalmayalım, tamam güzel de o 6 okun hangisini düzgün anlayıp yorumladılar ki şimdiye kadar? Buradaki tanımıyla laikliği savunursunuz, elitler, laikçiler derler. Halkçılığı savunursunuz, Chp'li, statükocu vs derler. Devletçiliği az gelişmiş bölgelere yatırım yapıp istihdam yaratmak olarak yorumlayıp bunun gerekliliğini savunursunuz, dinci ve liberal ittifakı "devlet elini çeksin bu işlerden, sosyalist mi olucaz" derler. Kavramları çarpıtıp akıl karıştırarak eleştiri yapacaklarına düzgün eleştiriler getirebilseler sorun kalmayacak ama bu yolla kendilerini hükümete yarandırarak çıkar elde etme amacı güttükleri için ilkelere bu saçma saldırıları daha çok göreceğiz gibi.

can

05 Ekim 2008 Pazar 01:54  

"6 ok'a tıkışıp kalmayalım" ifadesinin yanlış olduğu kadar altı oka altı ok olduğu için bağlanıp kalmak da yanlıştır. Bunun yerine çağdaş devletler seviyesine ulaşmamızı sağlayacak olan atılımların ne olduğu sorgulanmalı ve uygulanmalıdır. Bu altı ilke de çağdaş devlet seviyesine ulaşmamız için halen gerekli olan ölçütlerdir. Ancak yine de bunlarla yetinilmemeli ve geliştirilmelidir. Ve tabiî ki bu ilkeleri ne kadar hayata geçirdiğimiz de önemlidir. Cumhuriyetçilik ilkesinin gereği olan demokrasiyi hala kendi işimize geldiği gibi kullanmaktayız. Bu durum siyasi partilerimizin hallerinden açıkça gözlemlenebilir. Partilerin devlet yönetimindeki tutumlarından önce kendi içyapılarına baktığımızda çoğunun savundukları “demokrasiyle” çeliştiğini görürüz. Laiklik ilkesi ise anlaşılması, uygulanması için çaba harcanması gerekirken aksine hem savunanlar hem de karşı duranlar anlaşılmaması için çaba harcamakta kavramın içi boşaltılmaktadır. Halkçılık ilkesinde ise her şey allak bullak olmuştur. Halk için çalışan bir devlet olması gerekirken her nasılsa devlet için çalışan bir halk yaratılmıştır. Bu nedenlerle yukarıda da dediğim gibi körü körüne bir şeye bağlanmak yerine üzerinde düşünülmeli, tedavülden kalkacak duruma getirmeden önce de geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.

|KRONDOR|

06 Ekim 2008 Pazartesi 00:58  

Nazlı Ilıcak'ı kaale bile almamak lazım zaten. Onun kadar dönek bir insan görmedim desem yeridir. Zamanında, Susurluk olayından sonra, terörle mücadelede yasadışı kişiler de kullanılmalı diyerek Susurluk avukatlığını yaparken, bugün sözde Ergenekon yapılanmasını en çok eleştiren kişiler arasında. Ki kendisi, 12 Eylül zamanında, darbeyi de desteklemiş biri...

Altuğ, ilkeleri güzel açıklamış. Yaşadığımız sorunların bir kısmı, bu ilkelerin düzgün açıklanmamasından, öğretilmemesinden kaynaklanıyor zaten. Kimisi Milliyetçiliği faşistlik olarak algılayıp ona göre davranır; kimisi Laikliğe dinsizlik der, hem müslüman hem laik olunmaz diye tutturur... Bir de ilkeler arasında demokrasi olmadığını, bu nedenle de Atatürk'ün demokrasi taraftarı olmadığını iddia edenler var. Sanki bu ilkelerin bütününün demokrasi ortamını oluşturduğunu, demokrasi olmayan yerde bu ilkelerin de anlamsız olacağını bilmiyorlarmış gibi konuşuyorlar. Atatürk'ün bu yol gösterici ilkelerini doğru ve yerinde uyguladığımız zaman, sorunlarımızın da azalacağını düşünüyorum.

ToLgA

23 Ekim 2008 Perşembe 02:03  

Nereden başlasam yazmaya diye düşündüm baktım ki düşünmem uzun sürüyor konuya ortasından gireyim dedim, temel ilkeleri güzel açıklamışsın zaten bunlar isteyen herkesin her yerden bulup okuyabileceği temel tanımlar önemli olan bunları anlayabilmek, yerinde ve zamanında kullanabilmek oysa bizde durum hiç de böyle değil, maalesef Mustafa Kemal'in kurduğu devlet ve oturtmaya çalıştığı düzen onun ölümünden sonra aynı arzu ve istekle geliştirilemedi, bu da takılmadığımız!!! 6 ok'un tam olarak anlaşılmasını ve gerekli şekilde uygulanmasını engelledi, maalesef ki ülkemizde 1950lerden sonraki siyasetciler nabza göre şerbet verdiklerinden (çok daha farklı faktörlerde var tabi ama onları yazınca cilt cilt ansiklopedi olur) yeri gelince devletci, yeri gelince laik, yeri gelince cumhuriyetçi oldular ama hiçbir zaman ilkelerin tam manasıyla arkasında olamadılar... Tabiki zamanın şartlarına uygun hareket etmek önemli herşey dört dörtlük uygulanamayabilir ama bizde eksik olan samimiyetsizlikti ve hala daha öyle, 6 sene evvel seçilen hükümet biz değiştik dedi ( değiştik dedikleri konular malum) samimiyetlerine kaç kişi inandı (buna kanmakla inanmak farklı şeyler)... Cumhuriyet halk idaresidir, halkın yönetime katılmasıdır ve seçilenler de ülkenin çıkarları doğrultusunda onları seçen halka hizmet için seçilmişlerdir yani kimse anasını alıp gitmek zorunda değildir!!! Başa gelenlerin oraya seçilme gayelerini yapmalarını beklemek her Türk vatandaşının hakkıdır, kimsenin çiftçisini kan ağlıyoruz dedi diye yalan konuşma, otur yerine diye azarlayamaz (Bülent Arınç'ın yaptığı gibi)... Milliyetçilik ilkesi ise Altuğ'nun bahsettiği üzere Atatürk milliyetçiliği olarak algılanmalıdır ve en basit tanımla ülke çıkarlarını en üst seviyede gözetmek ve tabiki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi bir saymak ve aynı ülkü etrafında toplamaktır ki bu milli birlik ve beraberliğimiz adına en önemli noktadır, oysa bizde 1950lerden sonra yapılmadık ayrım kalmadı, sağ-sol, alevi-sünni, laik-dinci, Türk-Kürt ve bu böyle devam edecektir, maalesef ki yalnız ama güzel ülkemizin cahil bırakılmış halkıda bu oyuna her seferinde kanmaktadır, son günlerde Türk-Kürt ayrımı üzerinden oynanan oyunlar çok aşikardır, 1 yıl öncesinde de laik-antilaik ayrımı körükleniyordu şimdiki konjektür onun üzerini örttü ancak zaman ve şartlar uygun olduğunda tekrar açacaktır. Halkçılık en açıklanmaya ihtiyaçı olmayan ilkedir Altuğ'nun yazdığı gibi devletin halk için varolması ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her vatandaşın aynı haklara sahip olması,halkın çıkarlarının korunmasıdır da aynı zamanda,ben bunu çok detaylandırmadan sadece son günlerde çok sayıda gelen şehit haberlerinden sonra bir şehit babasının söylediği bir sözü yazacağım daha doğrusu bir soru,bu da bu ülkedeki vatandaşların nekadar eşit şartlarda olduğunu gösterir herhalde, şehit babası soruyordu yaşlı gözleriyle "NEDEN HEP GARİBAN İNSANLARIN ÇOCUKLARI ŞEHİT OLUYOR???" evet neden bende soruyorum ve siz hiç doğuda askerlik yapan bir bakan,onu bırakın bir milletvekili hadi onlarıda bırakın, Türkiyenin zenginler sıralamasında yarışan işadamlarının falan oğullarını duydunuz mu? peki ya bu halk için var olan devlet diyerbakırda gösteri yapan bölücülerin oradaki halka zorla kepent kaparttırmasını engelleyebildimi??? orada ki halk kime güvenecek??? gelelim devletçilik ilkesine sanırım bu ok kırıldı, artık satmaya bile devlet malımız kalmadı maalesef ne diyelim yakında seni beni de satarlar, diyorum ki beni satacaklarsa en azında benimde fikrime danışsınlar, kuzey ülkeleri için refah seviyesi yüksek diye duyuyoruz bari oralardan bi yere gidelim...hmm can alıcı noktamız Laiklik, ortaçağda laiklik benzeri bir söylem çıkartsan kellenden olurdun sanırım, e bizde ortaçağ zihniyetindeyiz maalesefki acaba hiç konuşmasakta kellemizi kurtarsak mı? bizim anlamamız ve çözmemiz gereken ilk konu laik olan her insan dinsiz değildir ve dindar olan her insanda antilaik değildir hele hele bu konunun içine Atatürk ismini de katarak dindarsan Atatürk düşmenısın yada Atatürkçüysen dinsizsin algısını cahil kafalardan temizlemek lazımdır ama bu çok zordur, çünkü buna inanmaya,kandırılmaya müsait çok insanımız var. Avrupa rönesans ve reform hareketleriyle ortaçağ zihniyetinden kurtulup din ve devlet işlerini birbirinden ayıralı yüzyıllar oldu ama biz hala yerimizde sayıyoruz. Asıl işleri ülkeyi yönetmek olan hükümet türban tartışmaları, dindar cumhurbaşkanı söylemleriyle oylarını ikiye katlarken kimse ekonominin durumuna,işsizliğin artışına, hergün gelen şehit haberlerine, sürekli çıkartılan ab uyum yasalarına rağmen 1 metre avrupaya yaklaşılamamış olunmasına, resmen kandırılmamıza, çiftiye,vatandaşa yapılan hakaretlere, giderek arttan ve sürekli körüklenen kutuplaşmalarımıza bakmadı. Son ilke inkılapçılık, bu ilke yeni Türk devletinin kurulmasının ardından yapılan bir çok devrimin devamlılığı ve çağa ayak uydurularak Atatürk ilkelerinin korunmasınıda açıklar ancak biz giderek yozlaşarak kendi kültürümüzden kopup batı kültürünü körü körüne benimseyerek çağa ayak uydurulur sanıyoruz doğulu olmak kötü batılı olmak iyi,batı modern doğu arabesk bizim için en azından bir kısmımız için, Atatürk ilkelerinin devamlılığı için ise zaten birşey söylememe gerek yok cumhuriyetimizin 85. yılı ve biz hala bunları tam oturtamadık ve hala tartışıyoruz.Bu halk çok daha güzel bir yaşamı fazlasıyla hak ediyor ancak şöylede güzel bir söz var maalesef "İnsanlar hak ettikleri şekilde yönetilirler !!!", bunu mu hak ettiğimizi herkesin düşünmesi gerekiyor sanırım...

Altuğ KOÇ

23 Ekim 2008 Perşembe 10:58  

Elinize sağlık arkadaşlar, çok güzel yorumlar da bulunmuşsunuz.

Tolga senin yorumdan da ayrı bir yazı girişi yaparmışız zaten, çok güzel dökmüşsün birçok şeyi.

Yorum Gönder

Lütfen ANONİM seçeneğiyle İSİMSİZ olarak yorum BIRAKMAYIN.

Web Siteniz var ise http:// protokolü ile ekleyin.

• <b>, <i>, <a> gibi temel HTML etiketlerini kullanabilirsiniz.

• Küfür ve hakaretten uzak duralım, Türkçemizi düzgün kullanmaya çalışalım.

• Bu yazıya gelen yorumları takip etmek istiyorsanız, yorum formunun altındaki "Kaydol" bağlantısını kullanabilirsiniz.