Cihan Dura
Sayın Cihan Dura'nın sitesindeki makaleler gerçekten okunmaya değer. Önemli bilgiler içeriyor. Ayrıca, Sömürgeleşen Türkiye ve Satıldık, Uyanın! kitapları da son dönemlerde Türkiye'nin nasıl çeşitli oyunlara getirildiği anlatılıyor.
Cihan Dura'nın sitesine göz gezdirmek ve makaleleri okumak için buyrun: www.cihandura.com
Kitaplarına da buradan bakabilirsiniz.
Devamını oku >>>
Etiketler: İşe Yarayabilecek Yazılar, Kitap, Siyasi - Politik
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
X-Men, The 4400 ve Heroes benzerliği…
Dünyanın sonu geliyorsa elbet bir kurtarıcı da olmalıdır. Kitaplarda, filmlerde, dizilerde, çizgi romanlarda bu hep böyle olmuştur. Bu kurtarıcıların genelde ‘süper güçleri’ vardır. Superman, Batman, Spider-Man türündeki xxx-adam kombinasyonlarının sonu Marvel ve DC Comics sayesinde hiç gelmemiştir. Bu tipteki hikâyelerin ortak noktası, kahramanın farklı gezegenden geliyor olması veya bir hayvanının/böceğin geni ile sevişerek onun güçlerini kazanmasıdır. Zenginliği ile birşeyler yapmaya çalışanlar da vardır elbet (Iron Man, Batman). Ancak konuyu bağlayacağım nokta Marvel’in X-Men’i olacak. X-Men işi insanlığın ‘mutasyonu’na bağlamış, evrim geçiren insanın, içinde çeşitli özel güçleri de açığa çıkardığını tasarlamıştır. Sanırım bu da çok tutan bir konsepttir.Son zamanlarda izlediğim dizilerden ikisi The 4400 ve daha yeni sayılacak Heroes da bu yönde ilerlemekte. Ancak izlerken inanılmaz benzerlikler ve "pişti"ler seziyorum. Aynı zamanda X-Men'deki benzer gidişat da aklıma gelmiyor değil.

Mesela, X-Men ile The 4400 arasındaki en büyük benzerlik, güçleri olan insanlara karşı halk arasında tepki oluşuyor olması ve yetenekliler ve normaller olarak iki taraflı bir halk oluşuyor olması. Bunun sonucunda da X-Men okulu gibi The 4400’de de bir enstitünün açılması. İyiler, kötüler, dayanışma, çatışma, vs. vs…
The 4400 ile Heroes arasındaki benzerlik de, dünyayı muhtemel bir ‘son’dan kurtaracak kahramanlar ve onların güçleri.

Mevzu bahis üç dizinin de tutmasının sebebi nedir? Evet aksiyon var, merak yaratabilecek bir senaryo mümkün, efektler iyi, ama neden aynı şey üç kere veya daha fazla yapılsa da tutabiliyor? Yoksa biz insanoğlu, özel güçlerimiz olması fikrine bu kadar ilgili miyiz? Evet, sanırım son kısım doğru.
Yani işin aslı izlemesi de zevkli oluyor tabii böyle şeyleri. Birisi ateş atıyor, öteki fırtına çıkartıyor falan, bir bakıyorsun diğeri de demiri bükmüş falan... İlginç eğlenceli şeyler... İzleyin gayri...
Devamını oku >>>
Etiketler: Televizyon Mecrası ve Diziler
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Yüzüklerin Efendisi - The Lord of the Rings - Kitap 1
The Lord of The Rings: The Fellowship of the Ring
Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği
Şu aralar kitabı tekrar okumaya başladım. “Deli misin birader, tekrar niye okuyorsun?” diye mırıldananlarınız varsa teessüflerimi sunarım. Zira Yüzüklerin Efendisi, meraklıları için tekrar tekrar okunabilecek bir kitap. Her neyse… Bu sefer farklı bir yaklaşımla okumaya karar verdim ve kitap ile film arasındaki farkları çıkarmaya çalışıyorum. Bunları 1. kitap, 2. kitap, 3. kitap olarak ayrı ayrı yazılarla burada zamanla sunacağım. O yüzden buyurun ilk kitap ve filme:
• Filmin en başında 3 yüzük elflere verildi diyor. Ancak kitapta geçenlere göre bu 3 yüzük elfler tarafından bizzat yapılıyor.
• Shire’da Pippin ile Merry’nin havai fişek deposunu patlatması diye bir şey yok. Ejderha sihrini Gandalf kendi yapıyor.
• Frodo, Sam, Pippin, Merry ‘çocuk’ değiller orta yaşlara gelmiş Hobbit’ler. Ve kitapta birçok yerde pek çok karakterle (Gandalf, Aragorn, vb.) ağız dalaşına rahatlıkla girebiliyorlar.
• Gandalf yüzüğü görüp araştırma yapmak için gittiğinde aradan yıllar geçiyor. En sonunda Frodo kendi kararıyla yola çıkıyor.
• Filmde Saruman, Sauron’a katılmak istiyor ve öneriyor. Aslında kitapta geçen amacı yüzüğü kendisi için edinmek ve hatta Sauron’u bile alt etmek.
• Saruman ile Gandalf filmdeki gibi bir dövüşü (?) yapmamışlardır kitapta.
• İlk kitabın neredeyse 1/3’nü kapsayan, sürekli ismi geçen ve gücünün sonsuzluğuna anlam verilemeyen Tom Bombadil filmde tek bir karede bile geçmemiştir. Peter Jackson karakter değişikliklerindeki veya eksikliklerindeki nedeni hikâye gidişatını etkilemediklerini ve gereğinden fazla uzattıkları yönünde açıklamıştır.
• Frodo, Yüzüktayfı tarafından yaralandıktan sonra onu Ayrıkvadi’ye götüren Arwen değil Glorfindel’dir. Arwen’ın ilk kitapta yemek sofrasında bulunmaktan başka bir işlevi yoktur.
• Glorfindel’in peşinden –filmde Arwen– Yüzüktayflar’ler gelir iken nehirin taşmasını sağlayan Elrond ve Gandalf’tır.
• Ayrıkvadi’deki toplantıda sunulduğu gibi 9 yoldaş kendi kaderlerini tayin etmemişlerdir. İlk önce Frodo gideceğini söylemiş, günler sonra Elrond, onunla beraber kimlerin gideceğini söylemiştir. (“-You have my sword, -you have my bow -and my axe” kısımları filme heyecan verilmesi için yapılan olaydan başka bir şey değildir.) Aynı şekilde toplantı içerisinde Aragorn’un Isildur’un varisi olduğunu Legolas takdim etmemiştir. (Jackson çıkartmalar yaptığı gibi eklemeler de yapıyor kendince.) Ve Legolas elbet bir elfin soyluluğunu taşıdığından tüm saygın niteliklere ve üsluba sahiptir ama filmdeki gibi her şeye ‘hı hı’ diyecek kadar da olumlu değildir.
• Aragorn’a Isildur’dan kalan kırık kılıç Anduril daha ilk kitapta elf demircileri tarafından tamir edilmiş ve verilmiştir.
• Moria veya dağ yolunda gitme konusunda filmin aksine kitapta Aragorn ile Gandalf arasında tartışma vardır. Gandalf bilakis Moria’dan gitmek istemekte, Aragorn dağ yolunu tercih etmektedir. Aynı zamanda Moria’nın durumu grup tarafından bilinmektedir. Filmde Gimli’nin bahsettiği üzere ‘Halkım sizi ihtişamla karşılayacaktır.’ gibi bir durum yoktur.
• Caradhras’ı tırmanırken bastıran fırtına ve kardan sorumlu güç filmde Saruman gibi gözükmekte, ama kitapta onunla alakası yoktur. Aksine dağın kendi gücünün böyle bir engellemede bulunduğuna değinilmiştir.
• Moria’ya gitme konusunda bir tek Gandalf kesin kararlıdır. Gimli de elbet kendi atalarının diyarı olduğundan gitmeye heveslidir. Ama hobbitler, Boromir ve Legolas istemediklerini belirtmekte Aragorn da çekimser kalmaktadır.
Moria’ya girişte göle taş atan Pippin değil Boromir’dir ve onu uyaran Frodo olmuştur.
• Gandalf’a kapının açılması için gerekli “Mellon” sözcüğünü hatırlatan Frodo değildir, kendisi hatırlamış ve çözmüştür.
• Moria’da goblinler değil Orklar vardır.
• Pippin’in filmde kuyuya düşürdüğü iskelet kitapta yoktur. Sadece dipsiz bir kuyuya taş atmış, o taş ‘cup’ diye muhtemel olasılıkla bir göle düşmüştür, arkasından birkaç kere ‘dumdum’ şeklinde davul sesleri gelmiştir ama saldırıya uğramalarının tek sebebi bu değildir.
• Frodo’ya mızrak saplayan Troll değil Orc lideridir.
• Frodo Mithrill zırhını saklamaya çalışır, bilinmesini istemez, en son Aragorn yarasına bakmak için ısrarı üzerine ortaya çıkar.
• Boromir’in ölümü 2. kitabın ilk bölümünden ödünç alınmıştır ayrıca Uruk-Hai lideri tarafından öldürüldüğüne dair bir nokta yoktur.
İkinci kitap için buraya.
Devamını oku >>>
Citroen robotu ve harmandalı...
Etiketler: İlginç Şeyler
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Click
Tür: Dram / Fantastik / Komedi Gösterim Tarihi: 22 Eylül 2006
Yönetmen: Frank Coraci
Senaryo: Steve Koren, Mark O'Keefe
Görüntü Yönetmeni: Dean Semler
Müzik: Rupert Gregson-Williams
Yapım: 2006, ABD, 98 dk.
Oyuncular: Adam Sandler (Michael Newman), Kate Beckinsale (Donna Newman), Christopher Walken (Morty), David Hasselhoff (Ammer), Henry Winkler (Ted), Julie Kavner (Trudy), Sean Astin (Bill)
Ne zamandır yazmak istiyordum, bugüne kısmetmiş. Aslında bahsedeceğim filmin üzerinden bayağı geçti. Ama 'Click' bende bir hayli yer etti doğrusu. Bu yüzden hem bunları sizlerle paylaşmak hem de izlemeyenlerin kesinlikle bu filmi edinip izlemesi için tavsiyede bulunmak istedim.
Click, baş rollerini Adam Sandler ile Kate Beckinsale'in paylaştığı ilk bakıştı sıradan komedi sanılan bir film. Çünkü izlemeden önce ben de öyle sanmıştım. Ama hiç de öyle değilmiş.
Efendim, filmimiz konu olarak mimar olan bir babanın iş peşinde koşturmaktan ailesine zaman ayıramaması üzerine geçiyor. Evdeki uzaktan kumanda bolluğundan canına tak eden Michael (Adam Sandler) bir mağazaya gider ve burada 'evrensel uzaktan kumanda' arar. Bulmasına bulur ama bu kumanda gerçekten de Adam'ın tüm evrenine komuta edebilmektedir ve macera başlar...
Başlarda inanmaz bu olaya ama alıştıktan sonra ip kopar. İleri sarar, hızlandırır, bazı anları tamamıyla atlar, geçer gider. İlkin bunlar hoşuna gitmekte ve kumandanın hayatını kolaylaştırdığı düşüncesine varmaktadır. Ancak kumandanın bir özelliği de yapılan kontrolleri hafızaya almasıdır. Patronunun inatla terfi vermemesi üzerine, terfi aldığı zamana kadar hayatının ileri sarılmasını ister ve atlanan 1 senelik zamandan sonra kumanda herşeyi kendi kendine geçmeye başlar. Ev kavgalarını, hastalıkları, duşları, trafiği, iş terfisini, vs. vs...
Böylece hayatını ilk başlarda kolaylaştıran kumanda artık hayatı zindan etmeye başlamıştır. Çünkü hayatı elinden akıp gitmektedir ve yapabileceği hiçbir şey yoktur. Babasının vefatının bile farkında değildir. Eşinden ayrılmış ve eşi başkasıyla evlenmiştir, bu onun için son darbelerden biri olur. Derken küçücük olan oğlu evlenmek üzeredir bile...
Oğlunun düğününde kalp krizi geçirdikten sonra hastaneye kaldırılır. Oğlu ona 'balayını erteledik, halletmem gereken işler var' dedikten sonra ne pahasına olursa olsun bunu engellemek için peşlerinden koşar. Yere düşer, oğlu gelir ve oğluna şöyle der:
"Family comes first." (Aile önce gelir.)
Bu cümle tüm filmi baştan sona özetleyebilecek nitelikte esasında. Hayat koşturmacasından, işinden, gücünden ailesine hiç vakit ayırmayan Michael aslında hayatın güzelliklerinin ayrıntılarda, kavgalarda, hastalıklarda, 'an'larda, herşeyde olduğunu anlar ve bunu bizlere de çok güzel aktarır. Aile sevgisini, aile ile geçirilen zamanın kıymetini, eşinizle olan kavganın bile ne kadar değerli olduğunu insan ömrünün kısalığına dayandırarak aktarmaktadır. Çünkü bu anlar bir daha geri gelmeyecektir. Hayatın bir saniyesini olsun atlamanın ne kadar büyük bir kayıp olduğunu öğretir...
İşte böyle hem duygusal hem komedi yönleri olan zengin bir film Click kanaatimce. Eğer okurken ilginizi çektiyse ve izlemediyseniz, kesinlikle bir an evvel izleyin, pişman olmayacaksınız.
Verdiğim Puan: 8/10
Devamını oku >>>
R.T.E ve 'askerlik' yorumu...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın malum sözü çok konuşuldu, çok yazıldı, çok çizildi. Birşey üzerinde bu kadar çok durunca aslında biraz 'kabak tadı' vermeye başlıyor, ama son 1 ayda her gün verdiğimiz şehitlerden ötürü, bu çizim çok üzücü de olsa bir o kadar da manidar...
Devamını oku >>>
Etiketler: Karikatür, Siyasi - Politik, Terör
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Devam edelim...
Bir kaç gündür siteyle ilgilenemedim. Malum üniversite öğrencisiyiz ve dönem sonu finalleri vardı. Çok şükür bugün bitti, böylece 3. sınıf da bitmiş oldu. 2 Temmuz'da staja başlıyorum (işe başlıyorum da diyebiliriz). Bakalım hayat bize neler getirecek...
Devamını oku >>>
Etiketler: altugkoc.com, İş Hayatı, Öğrencilik Hayatı
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Ilıcaklar...
Etiketler: Karikatür, Siyasi - Politik
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Japonya ve şu hızlı trenleri...
Almanya ve Japonya üzerinde çalıştıkları yeni sistem Magna trenlere yani hiç bir şekilde yere temas etmeden manyetik olarak havada gidebilen trenlere geçilmesi kararını aldı. Bu sistem sayesinde hızları çok yükseklere çıkmasına rağmen kaza riski raylı trenlere göre sıfıra inecek.Biz de halen nelerle uğraşalım, adamlar yere bile değmeden giden tren yapsın... Düşünün sağlayacağı getirileri. Toplumun refahı (işine, okuluna, gezmeye daha rahat, daha çabuk gidebilme) artacak, özel araba kullanımı düşeceği ve otobüs minibüs gibi toplu taşıma araçlarına kısıtlama getirileceği için benzinden, mazottan, ithal edilen orijinal yedek parçalardan tasarruf edilmiş olacak ki bu direkt milli servet demektir, aynı zamanda çerve ve gürültü kirliliği de asgariye inecektir. Yurdun dört bir yanına sağlanacak hızlı bir tren sistemi ile seyahatler kolaylaşacak, ucuzlayacaktır.
Ata'mız Mustafa Kemal ATATÜRK'ün de şu sözleri zaten bir ülkedeki demirağının ne kadar önemli olduğunu daha o yıllardan itibaren anlatmaktadır:
"Türkiye hükûmetinin tesbit ettiği projeler dahilinde belirli zamanlar zarfında vatanın bütün bölgeleri çelik raylarla birbirine bağlanacaktır. Demiryolları memleketin tüfekten, toptan daha mühim bir emniyet silâhıdır. Demiryollarını kullanacak olan Türk milleti, kaynağındaki ilk sanatkârlığının, demirciliğin eserini tekrar göstemiş olmakla iftihar edecektir. Demiryolları Türk milletinin refah ve medeniyet yollarıdır."
13. 02. 1931, Malatya’da Bir Konuşma.
"Demiryolu yapmakta ilk milli teşebbüsün tatbikatına başlandığını bizzat görmek fırsatı, benim için cidden mesut bir tesadüftür. Memleketimizin asırlardan beri yolsuz bırakıldığı ve bir demiryoluna olan ihtiyacın şiddeti düşünülürse, bu hususta girişimci olanları ne kadar takdir etmek ve onlara ne derece yardımcı olmak lâzım geleceği pek güzel anlaşılır…"
21. 09. 1924, Özel Teşebbüsle Yapılan Samsun-Çarşamba Demiryolunun Temel Atma Töreni.
Bunları görmek ve uygulamak bu kadar zor değilse, kasıt aramak lazım...
Devamını oku >>>
Etiketler: Söyleyeceklerim Var, Toplumsal
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
19 Mayıs'da 19 Mayıs'a özel...

Geçtiğimiz 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda gökyüzünde nadir rastlanan bir olay yaşandı.
Ay ve Venüs, batı ufkunda birbirlerine yaklaşarak, Türk bayrağındaki ay ve yıldıza benzer bir görüntü oluşturdu. Bu gökyüzü olayı, bir daha 18 Mayıs 2026 tarihinde görülecek. Ancak bu rastlantının 19 Mayıs gününe denk gelmesi 500 milyonda bir ihtimal olarak açıklanıyor.
Eh, ne diyelim, gökyüzü de bu güzel bayramı bizimle beraber kutlamış da haberimiz yok...
Devamını oku >>>
Etiketler: Mustafa Kemal ATATÜRK, Önemli Günler
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum
Dünya nüfusu durmaksızın artıyor, görmek ister misiniz?
Saniyeler içerisinde onlarca bebek dünyaya geliyor ve onlarca insan da yaşamını yitiriyor. Fakat doğum oranları ölümlere göre daha fazla gerçekleşmekte ve dünyaya gelen yeni bebekleri nasıl bir geleceğin beklediği konusunda şüphelerim var doğrusu... Her neyse, bu hızla gidersek yakında dünyaya sığmayacağımız orası kesin zaten :).
http://www.census.gov/ipc/www/popclockworld.html bu siteye girerek dünya nüfusunu dakika dakika güncel haliyle öğrenebilirsiniz.
Devamını oku >>>
Etiketler: İlginç Şeyler
Permalink | E-Posta ile yolla! | RSS 0 yorum

