
Geçenlerde CNBC-e'de geç saatte bir filme denk geldim. Ortalarından girdiğim için hiçbir şey anlamadım tabii ama aklımda bambaşka düşünceler oluştu. İzlemeye başladığım sırada, bir adam yanında sanırım rehine olarak tuttuğu bir çocukla beraber limana gelmiş bekliyordu arabada. Sonra başka bir araba daha geldi. O arabada da bir adam ve rehin bir kız vardı. Adamlar indi arabadan ve birbirlerine bağırdılar. "Öldüremedin değil mi? Yapamadın, beceremedin!" gibi şeyler söylediler. Sonra bir tanesi diğerine, "korkak tavuk" dedi ve ipler orada koptu. Sinirlenen adam gitti önce kızı arabadan çıkardı ve ateş etti, sonra diğer çocuk kaçmaya başlamışken arkasından ateş ederek onu da vurdu...
İkisi de ölü bir şekilde yatıyorlardı. Bu bir filmdi evet, o sırada yönetmen "kestik!" diye bağırdı, ölü rolünü yapanlar yerden kalktı ve evlerine gittiler elbette. Ama yine de ben öyle düşünmedim. Düşünemedim...
Bir insan hayatını sonlandırmak bu kadar kolay olabilir mi gerçekten? Tek bir hareket ve bam... Bitti. Son. Nokta. Cansız bir beden. Peki neden?
Kimin elinde bir başkasının yaşama hakkını alma gücü var ki? Kimde böyle bir yetki var?
Sonra tabii Doğu Türkistan'da yaşanan olaylar, katliamlar geldi aklıma. Demek ki kendinde böyle bir hak gören mahluklar varmış dünyada. Oluyormuş ne yazık ki... Neden peki? Maalesef böyle bir olay için, "neden?" sorusuna verilebilecek makul bir cevap yok, olamaz çünkü. Öncelikle konuya hakim olmak için çok kısa bir tarihi özet halinde şuraya bakmanız mümkün, buraya da bakabilirsiniz.
Maalesef bizim genel gündemlerimiz hep günlük, haftalık balon şeylerdir. Sürekli değişir. Aslında dünyanın da böyle. Ama dikkat ederseniz, alışık olduğumuz haberler hep Batı'ya yöneliktir. A.B.D ve A.B temelli haberlerden oluşur dünya haberlerimiz. Buna karşın Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya, Uzakdoğu gibi coğrafyaları anca büyük olaylar patlak verirse takip ederiz. Güney Osetya - Gürcistan - Rusya gibi veya Ermenistan - Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ gibi, petrol boru hatları veya Ortadoğu'da sönmeyen ateşler, Filistin - İsrail gibi. Bunda tabii esas etken medya sektörü. "Michael Jackson acaba Müslüman mı öldü?" gibi popülist haberlerdense, haberciliğe daha yakışır haberler hazırlansa, durum daha değişik olur diye düşünüyorum. "Emoyum ben, evimden kaçtım çok pişman oldum döndüm." diyen bir kıza, ana haber bülteninde 15 - 20 dakika ayrılıyorsa, işimiz iş gerçekten. Sonra da ciddi bir olay patlak verdiğinde "ne oluyor yahu?" deyip anlayana kadar, atı alan Üsküdar'ı geçmiş olur.
Velhasıl, Doğu Türkistan'da yaşananları artık bilmeyen duymayan kalmamıştır. Kafatasçı bir asimilasyon politikası sonunda patlak verdi. Olanlar oldu, ölümler, kıyımlar yaşandı.
Çin, tarihi boyunca imparatorluk mantığında yayılmacı anlayışa sahip bir medeniyet olmuştur. Bu durum Çin'in çevresine olan saldırılarını hep devam ettirmiş ve komünizmle harmanlanması da buna engel olmamıştır. Gerçi şaşılacak bir durum değil bu. S.S.C.B ve Komünist Çin hep yayılmaya yönelik bir politika izlemişlerdir. Bunu "devrimi yaymak" olarak açıklayanlar / meşrulaştıranlar olsa da, bu kadar "cici" olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Neyse, bu konuya girmeyeyim şimdi, daha ayrıntılı başka bir yazı hazırlayacağım.
İşte bu yayılmacı anlayış sebebiyle Çin, çevresindeki birçok coğrafyayı da ele geçirmiş ve kendi topraklarına katmıştır tarih boyunca. Ele geçirdiği topraklardaki halklara karşı da genel bir asimilasyon ve baskı politikası uygulamaya devam etmiştir. Bu bölgelerde çıkabilecek her türlü isyanı, bağımsızlık mücadelesini bastırmak esas hedeftir, çünkü bunlar Çin'in toprak bütünlüğüne karşı tehdit olarak algılanır (ayrılıkçı hareket). Dünya kamuoyuna da bu şekilde aktarılır. Şu an Doğu Türkistan'da olanlar da bundan ibarettir.
Uzun lafın kısası, şu an bir Türk coğrafyasında, Türk oldukları için katliamlara maruz kalan bir halk var! Ufacık bir olay yaşandığında kampanyalar başlatan dünya kamuoyu ise, gözlerini yummayı, kulaklarını tıkamayı tercih ediyor!
Günler, haftalar geçecek ve bu olayın da üstü örtülecek, acılar unutturulacak. Böylece yeni ama daha büyük insanlık ayıpları yaşamaya da devam edeceğiz...
Konu dışı not: Bu arada tekrar gördük ki, uluslararası ilişkilerde dostluk, yakınlık gibi şeyler yokmuş. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın, Kıbrıs Rum Kesimi'ne destek vermesi çok trajikomik bir gelişme gerçekten (kaynak). Yorumsuz bırakıyorum.










